943 yıl ve 92 yıl önce…Ya sonrasında! (3)


Mustafa BAĞ

Mustafa BAĞ

Okunma 28 Ağustos 2014, 20:46

943 yıl ve 92 yıl önce…Ya sonrasında! (3)

Bu ülkede 26 Ağustoslar bağı çok güçlüdür. Onlar bu bağın farkındalar. Bağın düğümü Kemalizm. Kemalist ordudur. Bu olguyu kırdıkları gün, bu ülkeyi ortadan kaldıracaklardır. Bunun için aleyhte olabilecek tüm argümanlar kullanıldı. Halkın kafası karıştı. Acaba sesleri gerçeğe dönüştü. Kanla irfanla kurulmuş bir ülkenin bekçileri bir terör örgütü olabilir miydi?

Şimdi, aklımızda tutalım dediğim “ Bir devletin ve ordunun, içeriden nasıl bölünüp parçalanacağını gösteren şablon” ile Avrupa Birliği yetkililerinin söylediklerini karşılaştırırsak, noktasına ve virgülüne kadar %100 birbiriyle örtüştüğünü görürüz. Ayrıca, söylenenler ile Türkiye’de yapılanların tıpa tıp birbirine uyduğunu görürüz. Bu size tuhaf gelmiyor mu?

Diğer taraftan, Türk Ordusuyla ilgili olarak, Türk medyasından derlenen bazı yazıları yorum yapmadan bu milletin aklına, mantığına ve vicdanına sunuyorum.
“Asker; Camiye bomba atmak, kendi uçağımızı düşürüp bunu Yunanistan’ın üstüne atarak savaş çıkarmak, PKK’nın çarpışmayı sürdürebilmesi için gene kendi uçağımızı düşürerek engellemek, cephanesi biten PKK militanlarına iki kamyon mermi göndermek gibi SAPIK işlere kalkışmayacak… Vatana ihanet etmeyecek…”  (Engin ARDIÇ, 27 Ağustos 2010,Sabah Gazetesi)

Geçmişte bu ülkenin en ileri kurumu orduydu, bugün ise en geri, en ilkel ve en kaba kurumu ordudur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatanı ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı, bugüne kadar ortaya çıkartılmış en ciddi tehdidin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinden geldiğini gösteriyor… Türkiye’nin birliğini, halkın hukukunu, devletin bekasını koruyabilmek için bu “kurumsal yapı”ya son vermemiz ve yeni bir ordu kurmamız lâzım… Bizim bir Nizam-ı Cedit ordusuna ihtiyacımız var…” (Mümtazer TÜRKÖNE “Vesayet ve Demokrasi” konulu Abant Platformu ve Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2009,11 TEMMUZ 2010)

“Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün (yani TSK)içine katiller sızmış… Balyoz İddianamesi’ne göre “katil doğanlar” devlet içine yuvalanmışlar… ÇAKMA ASKERİ CUMHURİYETİ toptan AB standartlarında demokratik bir cumhuriyet’e dönüştürmeden her şey boş” (Mehmet ALTAN, Star Gazetesi, 17 HAZİRAN 2010 )
“PKK, orduyu, eski zaman argosuyla söylersek, KÜLLÜM ediyor. Öyle bir mangayı falan pusuya düşürmüyor… En seçkin birlikler denen komando tugayına saldırıyor… Ordu, PKK’nın peşinde değil, PKK ordunun peşinde gibi bir görüntü var… PKK orduyu hallaç pamuğu gibi atıyor… Bu ordu, ordu değil.” (Ahmet ALTAN, 22 TEMMUZ 2010, Taraf Gazetesi)

“Türkiye’de son günlerde bölgesel demokratik özerklik talepleri dile getiriliyor.
Darbeci paşalara karşı çok uysal ve anlayışlı savcılarımız demokratik özerklik talepleri karşısında hemen aslan kesiliyorlar…” (Eser KARAKAŞ, Star Gazetesi, “Lozan’ı Herkese Uygulamak” konulu yazısı)

“Askeri okullarda Marksist, Leninist, ateist, mason ideoloji ve kültürü egemen kılınmaya çalışılıyor… Bugün TSK’nin en büyük sıkıntısı dinden tecrit edilmiş bir eğitim sistemi… Askeri eğitim doktrini Dinden uzak durmayı öğretiyor… Askerlik yaşam tarzı olarak görülüyor. Bu bir bakıma askerliğin din olarak görüldüğü algısını oluşturuyor… İlk günden itibaren dinden uzak durulması gerektiği telkin ediliyor… Öğrencilik yıllarında alkol kullanımı kesinlikle tavsiye edilen, olmazsa olmaz olarak sunulmaya çalışılan bir konu.” (Haber Vaktim Editörü, 13 TEMMUZ 2010)

“Bu Orduyu 3’e bölüp; bir kısmını Ermenilere, bir kısmını Yunanlılara, bir kısmını Yahudilere verelim. Biz de kurtulalım… Bizim askerimiz dinimize karşı, geleneklerimize karşı, Osmanlıya karşı, tarihimize karşı, milletimize karşı, ne diye besliyoruz bunları” (Abdurrahman DİLİPAK’ın yazısına HABİB rumuzlu okuyucu yorumu)

Dünya’nın en güçlü ordularından olan Türk ordusu Önce Mustafa Kemal Atatürk’ten arındırıldı. Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Şanlı Türk ordusuna armağan ettiği Zafer Bayramını Sivil otoriteye devrediyor. Her yıl 29 Aralık günü Ankara’da yapılan Büyük Atatürk koşusu iptal ediliyor. Ordu hızla kendi içinde şekilleniyor.

Bu ülkede o kadar çok boşluklar oluştu ki. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı Mustafa Kemal Atatürk’e bağlandı. Mustafa Kemal Osmanlıyı kurtarmak için savaşmış bir Osmanlı subayı idi. Sormak gerekir genelkurmay başkanı Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için dış devletlerle işbirliği yapabilir mi? Bu olacak şey mi? Dünyaya kafa tutan dev bir imparatorluğa Mustafa Kemal’in gücünün yetmesi mümkün müdür? Bu savlar akıl ve izan işi değildir.
Osmanlıyı gericilik ve bağnazlık yıkmıştır. Aşırı lüks ve sadabaat geceleri yok etmiştir. Savaş gemilerini yahudü tüccarlara satan ve savaşa gitmek için Yahudi tüccarlardan kiralayan bir anlayış yıkmıştır. Bugün Türkiye resmi dairelerinde kullanılan lüks 15 bin otomobilden söz ediliyor. Osmanlıdan ne farkı var bugün ki anlayışın!

Osmanlının çöküş nedenlerine bakmadan önce yükseliş dönemine bakmak gerekir. Fatih Sultan, Kanuni, Yavuz Sultan ve o dönemde açılmış olan medreseler. Bilime verilen önem. Osmanlıyı akıl ve bilme yöneltmiş olduğunu görürsünüz. Daha sonra çöküş dönemini incelediğinizde göreceksiniz ki, Osmanlı’yı Banazlık ve cehalet yıkmıştır. Böyle bir gücü bir Osmanlı paşasının alaşağı etmesi mümkün değildir.

Osmanlıyı yıktığı söylenen Mustafa Kemal Osmanlı İçin savaşmıştır. Şerif takma adıyla Trablusgarba giden kimliğini gizleyen orada Arap aşiretlerini İtalyanlara karşı isyana teşvik eden İtalyan emperyalizmini, boğmaya çalışan kişidir. Çanakkale’de İngiliz emperyalizminin karşısına çıkan askerini kilometrelerce yürütüp inisiyatif kullanan Trakya’da askerleri durduran Mustafa Kemaldir. Suriye, Filistin’de İngiliz ordusu Halep önlerine dayandığında onları durduran Anadolu’ya yayılmasını önleyendir. Buşe Bitlis’i geri alan Mustafa Kemaldir. Genç nesilleri yanlış tarih algılarıyla zehirleyenler. Acaba gerçek tarihi başkalarının bilmediğini mi zannediyorlar.

Bir Dünya devi olan Osmanlı imparatorluğunun 1nci Dünya Harbinde bölgesindeki çember daraltılıyor. Olumsuzluklar Osmanlının Viyana kuşatması başarısızlığıyla başlıyor.

Trablusgarp Savaşı veya diğer kullanımıyla 1911–1912 Türk-İtalyan Savaşı, 1911–1912 yılları arasında Osmanlı imparatorluğu ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Adı, "Trablusgarp Savaşı" olmasına rağmen çarpışmalar Trablusgarp dışında Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi farklı bölgelerde de sürmüştür. Diğer büyük devletlerin ve 1. Balkan Savaşının patlak vermesi sayesinde savaşı kazanan İtalya, Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp vilayetine bağlı Trablusgarp, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirmiştir. Bu bölgeler hep beraber birleşip gelecekteki Libya devletini oluşturacaklardır.   
Savaş sürerken Rodos ve On iki ada İtalyan kuvvetlerinin işgaline uğramış, savaş sonrası imzalanan Uşi Antlaşması'yla birlikte Rodos ve On iki ada Osmanlı İmparatorluğu'na geri verilmiştir. Bununla birlikte, antlaşmanın net olmaması ve belirsizliği adaları geçici İtalyan yönetimine bırakmış ve Türkiye, 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'nın 15'inci maddesinde bu adalar üzerindeki bütün taleplerinden vazgeçmiştir.
Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Edirne-İstanbul demiryolunu kontrol etmek üzere bir Fransız alayı Trakya'ya yerleşmiş bulunuyordu. Fransız generali Franchet d’Esperey ile Yunanistan Başbakanı Venizoles arasında imzalanan antlaşma ile Kuleli Burgaz - Hadımköy hattı Yunan ordusunun işgaline terk edilmişti. 14 Ocak 1919 tarihinde Hadımköy’den Kuleli ve Burgaz’a kadar bütün demiryolu istasyonları Yunanlılar tarafından işgal edildi.
Bu gelişmeler karşısında, I. Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Eğilmez paşa,  1920 tarih ve 55 sayılı emrine uyarak bütün Edirne vilayetinde sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Diğer taraftan Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, 31 Mart 1920’de Lüleburgaz’da yaptığı ilk kongresinde dış tecavüzler ve iç ayaklanmalar karşısında her türlü tedbir alma yetkisini kolordu komutanına ve merkez heyetine vermeyi kararlaştırdı.
San Remo, İtilaf devletleri ile birlikte Doğu Trakya'yı da Yunanistan'a bırakmayı kararlaştırdılar.

Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesi kesinlik kazanınca, bölge halkı İstanbul hükûmetinden kendilerine bir fayda gelemeyeceğini anlayıp, çareyi Ankara yönetiminde aramaya başladılar.

9 Mayıs 1920'de Edirne'de toplanan Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi, 2. kongresinde Edirne ve Doğu Trakya'nın Yunanistan'a bırakılmasını kesinlikle reddetti ve ülke topraklarının savunulmasını kararlaştırdı. Bu amaçla, yerli halktan asker toplamayı ve silahlı savunma tedbirleri almayı kararlaştırdı. Ayrıca, Cemiyet programını değiştirmekle birlikte ismini de Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti haline getirerek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin şubesi olmuştur.

92 yıl önce olanlar. Ve 92 yıl sonra bu ülkede meydana gelen gelişmeler. Kıyas yapmak için tarihi bilmek. Yorumu ona göre geliştirmek gerekir. Gazeteciler. Yazdıkları mütareke basını aratmayacak kadar adi ve aşağılık.



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.