Bir cinayet sayfası daha kapatılacak


Mustafa BAĞ

Mustafa BAĞ

Okunma 20 Mayıs 2014, 10:27

Dünyada insan hayatının en ucuz olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Günlüğü 40 TL’den Soma’da her gün madene giren vatandaşlarımızdan 274 kurban verdik. Aralarında 15 yaşında çocuk işçilerin bulunduğu madencilerin dramını anlatmak için kelimeler yetersiz kalıyor. Bu ülkede yüzsüzlük, iki yüzlülük had safhada.

Bir kaç yıl önce “güzel öldüler” diyen Bakan bu defa zaman kazanabilmek için dünyanın gözleri önünde halka gerçekleri söyleyemedi. Nereden bakarsanız ihmal ve ihanet. Muz cumhuriyetlerinde bile bu işlerin sorumlusu olan hükümetin bakanları ve bürokratları istifa ederken, bizde pişkinlik ve yüzsüzlük tavan yapmış durumda. Niçin ayrılsınlar ki. Emirlerinde devlet var. Ayrılırsalar yanlarında sokaktaki köpek hırladığında onları ‘höt lan’ diyecek polisler olmayacak. Saltanat. Lüks ve şatafat bitmiş olacak. Bu iş sadece onurlu insanların vicdanında vardır.

Soma’da “geliyorum” diyen facianın üzerini TBMM’de örtüp, yandaşlarının para akçelerini artıranlar bakalım vicdan azabından sokakta gezebilecek mi? Dedik ya arsızlık, yüzsüzlük ve de bilmem hangi kepazelik… Sonuçta yine insanımızın dini duyguları sömürülecek… “Takdiri ilahi” teslimiyetine sarılıp, bundan öncekilerde olduğu gibi unutulmaya terk edilecek. Geçmişte depremler de yiten canları unutanlar. Dün olduğu gibi, yarın maden ocaklarında yiten bu canları da unutacaklar. Her işte olduğu gibi bu işi de kadere bağlayıp Allah’a havale edecek işimize bakacağız. Sorumlularını sorgulayacak hiç kimse çıkmayacak.
Bu işin sorumlusu Allah. Allah verdiği canı aldı! Bunun izahı açıkça böyle.  İçinde kan olan. İçinde can olan bu madenden çıkartılan kömürler yoksulun evine oy olması için gönderilecek. Yakılan her kömür parçasında o madencinin elini, ayağını yakacaklar. Hiç kimse bu beleş kömürün karşılığı sadece asgari ücret demeyecek.  Herkes unutacak.

Bu ülke gerçek demokrasiyi yaşamış olsaydı. Bu ülke gerçekte bir hukuk devleti olsaydı. Madenin sahibinden en aşağısına kadar şimdi hepsi tutuklanmış, iktidar istifa etmiş olurdu. Bu ülkede bu çağdaş anlayış yok. Bu ülke ne hukuk ülkesi. Nede demokrat.

4 Yıl önce Şili de 700 metre derinlikte bulunan maden ocağında da bir patlama olmuş 33 madenci 80 günlük uğraş sonucu kurtarılmıştı. Madencilerin çalıştıkları bu derinlikte kaçış ve hayatı idame odaları adı verilen üniteler var. İnsanın tüm ihtiyaçlarını 30 gün süreyle karşılayabilecek düzeyde dizayn edilmiş bu üniteler içine 40 kişi alabilecek kapasitede. Şili’de meydana gelen kazada işçilerin bu kaçış odalarına girerek hayatta kalmayı başardığı ve bu odalardan kurtarıldığı söylenmişti. Bu odaların en büyük kapasiteli olanının maliyeti 200 bin dolar.

Yasal olarak yapma zorunluluğu olan bu ünite niçin yapılmamıştır? Türkiye’de işletmeci, bu parayı ödeyerek insan sağlığını ve hayatını korumak yerine sömürmeyi, soymayı, kendisine altın tepsi içinde ikram edilen maden ocağı için sunan siyasetçilere ödediği komisyondan biraz kısmış olsaydı belki o yaşam ünitelerinden almış olurdu. Bunu yapmazlar. Bu ülkede insanın bedeli çok ucuz.  Bunlar asgari ücretle adam çalıştırıp ‘bunlardan bu ülkede çok var.’ Anlayışıyla para kazanmaktadır. Buna da devlet izleme ve denetim mekanizmaları göz yummuştur. Sadece soma için 5 milyon dolar tutan bu odalar olsaydı belki de bir işçinin dahi burnu kanamadan kurtarılmış olacaktı.

Bu halk17 Aralıkta ortaya çıkan yolsuzluk, rüşvet ahlaksızlıkların boyutu ve bilinenlere ait para ve servetlerin hesabını bir daha yapmalı. Isıtmalı havuzların villaların hesabını bir güzel sormalı. Başbakan, bakan çocuklarının harçlıklarını bir düşünmeli. İğdiş edilmiş bir ülkenin sürünen milleti bunları düşünmeyi akıl ederse nasıl bir yol haritası çizer?

Bu yaşam üniteleri Dünya’da Pakistan, Hindistan ve Türkiye’de yok. Bu ülkenin ivedilikle hırsızlıktan elini ayağını çekmesi gerekir diyecem ama. %60’ı hırsız olan bu ülkede mümkün değil. Bu ülkenin Siyasetçisi çalıyor. Bürokratı çalıyor. İşvereni çalıyor. Sendikası çalıyor: Belediyesi çalıyor. Velhasıl bir cümle çalıyorlar. Ardından Allah verdi diyor. Allah bana neden vermiyor?

Günlüğü 40 liraya çalıştırılan maden işçileri. Haftalığı 120 lira olan 15 yaşındaki çocuk maden işçileri. Şimdi cansız bedenleri yerin 2 bin metre dibinden yeryüzüne çıkartılıyor. Bu cinayetin adı yok. Bu elim bir kaza diyor başbakan. Normaldir. Olağandır diyor. Ölüm bu işin fıtratında var diyor ve 1800’lü yılları örnek veriyor. Bu olacak şey değil.  O tarihlerde Türkiye’de otomobil yok. Traktör yok. Yol yok. En iyi ulaşım aracı Dakavil. Bu araçta su buharıyla çalışıyor. En iyi binit eşekle at.  Başbakan çok gülünç hale düşüyor.

Bu tür olaylar Hindistan’ın kaçak kömür kuyularında da yaşanmıyor. Yaşananlar olaylarda başbakanları bu kadar uçuk kaçık. Halkı aptal yerine koyan açıklamalar yapmıyor.

Bizim ülkemizde satılan milli değerlerin taşeron firmalara devredilerek hiçbir güvence olmadan işletilmesi. Ucuza işçi bulup eğitimsiz kişi ve çocukları yerin dibine indiren anlayış için diyecek söz yok. Bunların arkasında halktan oy almış, halk yerine çıkar odaklarına hizmet eden onlara arka çıkan. Omuzlayan bir iktidar var.

Manisa Soma’da yüzlerce işçiye mezar olan bu ocak, Soma Devlet Kömür İşletmelerine bağlı bir kömür ocağı iken, Türkiye Kömür İşletmeleri 2005 yılında "rödovans (Maden ruhsat sahalarının hak sahibi tarafından başkalarına süreli tahsisinde ton başına aldığı kira geliri) karşılığı işleri özel sektöre devretme" kararı alıyor. Devlet borçlandığı bu şirkete borçları karşılığı olarak aldığı kararlar manzumesinde işletmeyi 2005 yılında devlet borcu karşılığı olarak  (rödovans) karşılığı olarak Alp Gürkan’a devrediliyor. Bu özelleştirme kararı, Gürkan'ın işine yarıyor ve Soma AŞ'yi 2009 yılında tekel haline getiriyor. AKP’nin seçim kömürlerinin madeni bu şirket ve bu ocak.

İnternette yapılan küçük bir araştırma, şirketin 2005 yılından sonra  hızlı bir büyüme gösterdiğini ortaya seriyor. Soma AŞ, Soma'daki üç sahada yılda yaklaşık 5,5 milyon ton kömür çıkartıyor. Çıkarttığı tüm kömürü Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ)'ne satıyor. Kısaca alıcısı devlet. En güzel kazık devlete atılıyor. Nasılsa bu millet bu zokayı yutuyor. Komisyonlar siyasetçilerin cebine, evlerindeki kasalara, ayakkabı kutularına giriyor. Maden ocağı üç kuruşa insan çalıştırıyor. Soma kömürü beleş kömür olarak Türkiye genelinde sosyal devlet anlayışıyla kimileri gerçek ihtiyacı, kimilerinin de pazarlayarak sattığı gelir kapısı haline getiriliyor. Parasını bu millet ödüyor.

Bu şirket paranın tadın öyle almış ki;  Şirketin hedefinde ayrıca 500 milyon dolarlık yatırımla 300 megavatlık termik santral kurma planlıyor. Doğa ve çevre katili olarak bilinen ve tüm Dünyada yasaklanan bu termik santralın yakıtı kömür. Kısaca fosil yakıt. Kömür kendi madeninden çıkıyor. Marabalarda asgari ücretli olunca yapmak gerekir termik santralı. Doğa katiliymiş. Çevresel kirlilikmiş. Hepsi boş. Kirli Elektriği kanla yoğrulmuş kömürle üretip millete kazık atmak serbest. Sahip efendi nasılsa boğazda yalısında yaşıyor. Bunları kim tutar?  Hele ki arkalarında AKP gibi bir iktidarda olunca. Allah arkasında iktidar olan bu adama mutlaka bir şekilde yürü ya hazret diyecektir herhalde.

1970'li yıllarda İzmir'in Bayındır ilçesinde kurşun-çinko madeni işletmeye başlayan Gürkan, 1980'li yılların başında kömür madenciliği sektörüne giriyor. 2009 yılında TİK’e ait kömür ocağını ele geçiriyor. Alp Gürkan Hürriyet gazetesine verdiği röportajda "Bizim mühendis ve işçilerimiz uzaydan gelmedi. Sadece işi iyi planlamak, özel sektörün çalışma tarzı devreye girdi o kadar" Özelleştirmeye harika diyerek iktidara övgüler sıralıyor. Özel sektörün çalışma tarzı, işçilerin ekmek parasını kazandığı madenleri mezar haline getirdi. Sonuç 274 ölü.

Bu şirketten devamlı pis kokular yükselirken. Cinayet gibi kazaların ardı arkası kesilmezken. Yaşanan cinayet kaza ve ölümlerin ve sorumluların araştırılması için CHP Manisa milletvekili ve arkadaşları Ekim 2013’te bu ocakla ilgili “Araştırma komisyonu” kurulmasını istiyorlar. AKP bu komisyonun kurulmasına hayır diyor. Niçin. O ocak kimin işletmesi. Kim ortak. İçinde kimler var bu soruların cevapları yok. Komisyon kurulması niçin engelleniyor? Birçok soru havada kalıyor.
Aradan geçen süre 6 ay ve gelinen nokta 274 ölü. Bu katliam gibi kazanın geleceği haberdar edildiğinde AKP milletvekili bu önerge için katıldığı bir TV programında öften püften önergelerle bu çalışmanın önü tıkanıyor. Açıklaması yapıyor. Öften püften 274 ölü. Ateş düşen ev sayısını önce ikiyle sonra üçle çarpmak gerekir. AKP milletvekili sizce bu lakırdıyla kimi korumuş oldu.

Enteresan olan ise Soma’ya giden Başbakan bir taraftan protesto edilirken diğer tarafta elini sıkma yarışına girenler. Selam vererek görünmek için kalabalık aralayarak gözükme telaşında olan üniformalı subaylar. Ellerinde cep telefonuyla fotoğraf çekme yarışına girmiş aklı evvel halk. Bu millet kendisinin nerede olduğunu nelere laik bırakıldığını hâlâ anlamış değil.

Başbakan yoğun protesto karşılığı sığındığı markette kız çocuğunu yumrukluyor. (TV Görüntüleri) Bu bir kepazelik. Başbakan bir kız çocuğunu yumruklarsa yanında taşıdığı besleme Soma’da başbakanı protesto eden ve göstericiye tekme atan, ahlaksızlığı suratına vurmuş, dumura uğramış kimlik, Başbakanlık müşaviri Yusuf Yerkel… Bu adama bu yetkiyi kim veriyor. Halktan korkan, yanında korumalarla Yusuf Yerkel gibi kaz çobanlarıyla dolaşan bir başbakan bu ülkeye ne kadar güven verecektir?


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.