Çatısı toprak evlerimiz vardı


Ahmet Dulkadiroğlu

Ahmet Dulkadiroğlu

Okunma 02 Nisan 2015, 18:36

 Çatısı toprak evlerimiz vardı





Çok değil 40-50 yıl önceleri köy evlerinin hemen hepsi, Anadolu’daki şehir evlerinin belki üçte birinin çatıları, kiremitle örtülü değildi.Yağışlarda evlerin damları akardı.Havayı bulanık görürsek damları ve çörtenleri ( olukları ) kontrol için dam başına çıkar,  toprağı çiğner,varsa taş yuvarlakla (silindir gibi ) gezdirerek  toprağı sıkıştırır, yağmur yağdığı zaman damın akmasını önlerdik.
Toprakla örtülü toprak evlerimizin damına güz sonunda çorak toprak (Çorak toprak,su geçirmeyen killi toprak,izolasyon maddesi olarak kullanılır,her yerde bulunmaz,taşocağı gibi bulunan bir yerden getirilir,buraya da  mevki olarak ‘çorak’ denilirdi.Ülkemizde Çorak adını taşıyan çok sayıda köy bulunmaktadır.)  getirerek serpiştirir,üzerine tuz atarak sıkıştırırdık ki yağışta akmasın diye.Güzün evlerin yağmur ve kardan eriyen çalpıları gözden geçirilir,samanla karılan çamurla yenilenirdi.
Günümüzde bozulan yollara dökülen asfalt gibi,evlerinin damları da gün gelir,her yıl çorak döküle döküle,ağaçla örtülü çatı, toprağı kaldıramaz hale geldiğinde çatı açılıp örtülür veya üzerinden fazla toprak alınırdı.
Zaman zaman evinin çatısını kontrol etmeyenlerin veya aşırı yağışlara dayanamayan evleri yağışta akar,akan suyun altına boş kaplar,tencere,tava,leğen dizilir,evin içinde tıpır tıpır damla sesleri kaplara vurarak sessizliği bozar,damla sesleri kesilince yağışın durduğunu anlardık.
Bazen bu yağışın altında yorgan döşek ıslanır,gün yüzünü gösterince bütün eşya dışarı atılırdı.Yağmur/rahmet kesilip,kış mevsimi gelip kar yağmaya başlayınca insanlar damlara çıkar,tahta tırmıkla damlar kürenirdi.Yani kardan temizlenir,kürenen karlar yollara,sağa sola atılır,sokaklar kardan geçilmezdi.Öyle ki üst üste yağan karlarla köyde bahara kadar kara görünmez olurdu.
 Evlerin dış duvarları taşla,iç duvarları ise kerpiçle örülürdü.Bunun için uygun toprak samanla karılır , ahşap kalıplara dökülür,kurutulur ve kerpiç elde edilirdi.Günümüzdeki ‘tuğla ‘ vazifesi görürdü.Ama topraktan yapıldığından ve hiçbir katkı maddesi bulunmadığından organik olduğu kadar evler yazın serin,kışın sıcak olurdu.
 Bırakın evin  içinde ıslanmayı. Geçerken sizin toprak damlı evlerin çatılarından üzerinize yağmur suları damladı  mı ? Karanlık gecelerde ışıksız, ekmeksiz ve çaresiz kaldınız mı hiç?
Okula giderken tahta çantalarımızı kayak gibi kullandığımız, iniş-yokuş gördüğümüz yerlerde yaya yürümediğimiz çok olurdu. Kalkamayan karlardan yaz günlerinde serinlemek için kuyulara kar depoladığımız (buzdolabı ve soğutucular olmadığından) veya yüksek yerlerden serinlemek için kar getirdiğimiz günler de hatıralarımızdan silinmedi hâlâ.
Leylekler ilkbaharda köye geldiğinde çatılı ev bulamağından kiremitle kaplı camiinin, okulun veya  bir ağacın başına yuva yapardı.
Bilmem nedendir. Toprak o yıllarda mis gibi kokardı.Komşu  Mahsenli Köyünde bu yıllarda bir yaz günü,traktörle çalışırken misafir olduğumuz evin,kırmızı toprakla taban yatırılmış ve yeni sulanmış mabeyinde (salon ),ikram edilen bulgur pilavıyla ayran , o an ‘pirzolayı yenmişti’ sanki.
Yıl 1965.Kırşehir Hacı Hasan Mahallesinde Yağmur Ağa’nın oğlunun,  damı toprak bir göz evinde öğrenci olarak otururken, yağıştan evin aktığını, yorgan yatak tamamen ıslandığını,ev sahibinin bizi damı kiremitli evinde misafir ettiğini,evde başlı-kışlı, kısmen ıslak çamaşırla yattığımızı daha sonra da damı kiremitli bir ev kiralayarak taşındığımızı nasıl unuturum.
Yine ilk defa köyden şehre diploma için resim çektirmeye  geldiğimiz aynı yılda, damı toprak köy evlerinden, başka türlü olabilir diye  hayal ettiğimiz şehirde, Bekirkadı Mahallesinde öğretmenimiz Servet Hanım’ın evini gördüğümüzde de hayretimizi gizleyememiştik. Aynı köydeki evler gibi evler ve damı topraktı.Sadece adı ve adresi şehirdi.Şimdilerde şehir merkezi olan bu yerlerde apartmanlar dikilse de gözüm hâlâ tek katlı yerden yapma o evi arar.
Yitirilen ve geri gelmesini istemediğimiz zor değerlerimizi hatırlamak, maziye ışık tutmaktır bence. Bu hikâye yaşanmıştır.Nerelerden nerelere geldiğimizi görmek gerek.Okuyacak olanlar da atalarının çektiği sıkıntıları  hissetmeli.
 Dünyada çok farklı değildi. Yabancı bir gözlemcinin tespitine göre ülkemizde  1927 yılında çiftçi ailesinden yüzde 70’inin sadece karasaban ile toprağı sürdüğü bilinmelidir.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.