Dil insanın vatanıdır


Ahmet Dulkadiroğlu

Ahmet Dulkadiroğlu

Okunma 23 Temmuz 2014, 10:31

Dil insanın vatanıdır

Dil, insan ve onun dünyadaki yeri bakımından çok büyük bir anlam taşır. İnsan, ancak dil ile dünyanın içine girer, yürür, var olduğunu hisseder. Hayatını düzenler. Düşünür, algılar, düşünüleni ve görüleni tespit eder, kuşaktan kuşağa aktırılmasına yardım eder.

Alman filozofu Heidegger, “ Dil insanın evidir. ” Diyerek dilin iletişim vasıtası olarak önemini ortaya koyar. Evimiz mahremimizdir. Orada huzur buluruz. Dil, evimiz kadar yakın ve sıcaktır.

Dilimizi en iyi kullananlardan Yahya Kemal Beyatlı, “ Bu dil ağzımda annemin sütüdür.” İnancımıza göre ana sütü kutsaldır. Dilimizin korunması bizi millet olarak yarınlara taşıyacaktır.

Ziya Gökalp, Lisan şiirinde, “ Türklüğün vicdanı bir , / Dini bir, vatanı bir; / Fakat hepsi ayrılır / Olmazsa lisanı bir. ” Lisanda birlik olmasını ve başka dillerin bize  ‘ gece ‘ göründüğüne işaret etmektedir.

    Dil olmasa  millet olmaz. İnsan, milletinin hayat, kültür, bilim, felsefe ve sanatından mahrum kalır.

    Bilim adamı Prof. Oktay Sinanoğlu’ nun dediği gibi, “ Türkçe giderse Türkiye gider !.” Bu söz bir mübalağa veya korku  değil. Çünkü Türkçe olmadan Türk kültürü olmaz, Türk kültürü olmadan Türk kimliği bulunmaz.”

Türkçe sevimsiz bir dil değildir ama; moda mı  dır ,   ticari düşünmek midir veya bir kompleks midir işyerlerinin ve yeni açılan alışveriş merkezlerinin isimleri Türkçe değil, ama müşteriler Türk. Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şey.

    Türkçemiz güzeldir. Türkçe, kökdildir. Dilimizin en eski yapı taşları tek heceli seslerden oluşur. Tek heceli sesler anlamlıdır. Anlamsızsa Türkçe değildir.
    Türkçe, dünya dilleri arasında en sık kullanılan beşinci dildir. Türkiye Türkçesi, 12 milyon kilometrelik bir alanda çeşitli kollarıyla, lehçeleriyle, şiveleriyle konuşulmaktadır.

 Bakınız işte; Türk yurdu Anadolu ( yani Anatolia; yani Roma eyaletinin adı )  oldu, Göreme, Kapadokya, Behramkale Assos, Reşadiye Datça oldu. Turizm haritasına baktığınızda Türkçe isim bulmak zorlaşıyor. Byy Byy, Okeyci olduk. Allahaısmarladık ve tamam, olur kelimeleri neden unutuldu, unutturuldu!.

Ülkedeki halimiz ortada iken gurbetteki Türk çocuklarının durumu içler acısı. Ana dili Türkçe olanlar, Türkçe konuşamıyorlar. Bulundukları ülkenin diliyle düşünüp konuşuyorlar. Ekmek için dünyaya dağıldığımız Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya, Belçika, İsviçre, İsveç, Danimarka, ABD, Avusturya, Birleşik Arap  Emirlikleri’nin dilleriyle konuşur olduk.

Bu konuşmalarla çocuklar ,anavatanın kültüründen kopmuş.Oysa kültür,millet dediğimiz bir topluma mensup fertlerin çoğunluğunda müşterek olan ve onu diğer toplumlardan ayırt eden özel bir hayat tarzıdır.

Kültür, madde ve manevi değerlerin bütünü, genel inanış, zihniyet ve her türlü davranış biçimidir.

Ne acıdır ki gurbetteki Türk vatandaşlarımızın çocukları, Türkçeyi bırakın, okuma -yazmayı, konuşma ve dinleme alışkanlıklarını çoktan unutmuşlar. Türkçe konuşmayı becerebilenlerin dahi, kelime dağarcıkları oldukça fakir. Sadece, ‘geldim, gittim, yedim, içtim, yattım, uyudum…’ Gibi konuştukları benzer günlük hayatta kullanılan birkaç kelimeden ibaret. Gurbeti vatan bellemişler. Yeni vatan dillerini de almış.

Bu çocuklarla ‘ şehir, nehir ’ oynayamazsın. Basit atasözlerini, özdeyişleri, fıkra ve masallarımızı hiç bilmiyorlar. Tekerleme. ninni, bilmece, mani, öykü ve hikâyeler onlar için bir anlam ifade etmiyor. Türkçe bir metin okunduğunda anlamakta güçlük çekiyorlar.

Çocukların Türkçesi, anadili olmaktan çıkmış, zor öğrenilen bir Çince, Japonca gibi  yabancı dil olarak yerini almış görünüyor. İşte bu yüzden Türk dilinin kazandırdığı benlik, davranış kalıpları, karakter ve kimliğimiz de kaybolmuştur. Öyle görünüyor ki ,‘ Mehmetler, Michael olacak’ !

Ekmek için gittikleri ülkenin öğretmen ve pedagogları ebeveynlere  çocuklar için uyarıda bulunarak, “ Evde Türkçe konuşursanız, Türkçe televizyon izlersiniz çocuklarınız Almancayı öğrenemez ve öğrenim hayatında  başarısız olur.” Aile büyükleri  de bu tembihe inanarak anadilinin unutulmasına sebep olmuşlardır. Sanki  o aile Alman veya Fransız, evde  sadece bu dilleri konuşuyorlar, çocuklarla anlaşmaları da bu dillerle oluyor.

İşte gurbetçi çocuğuna bir şey sorduğunuzda kendini ifade ederken ikamet ettiği ülkenin dili ile düşünüp onu Türkçeye çevirmeye çalışıyor. Mesela,’ Ali, seninle oyun oynamak var.’ gibi. Sanki dilimiz ‘ lâl ‘ olmuş, söylemiyor.

Bazen anne - baba da ‘ gizli saklımız var ’ diyerek çocuklarla konuşurken karşıdakiler anlamasın diye, bazen hava olsun diye, bazen de çocuklar Türkçeyi düzgün konuşmadıklarından Türkçe konuşmuyorlar.

Yarım asır önce Avrupa’ya iş için göç eden Türk işçilerinin en büyük sıkıntısı yabancı dil bilmemekti. Zamanla anavatan dönme fikri değişip kalıcı olunca bu defa önlerinde daha büyük bir problem buldular. Şimdi çocuklar ana dilini bilmiyorlar. Çünkü  ana - baba geçmişte dil problemini yaşadığından, çocukları da yaşasın istemiyor. Çocuklar, iki arada, bir derede kaldı şimdi.

Bilinmeli ki milletlerarası kültür savaşlarında en büyük silah dildir. Dil, bugünümüzü ve yarınlarımızı şekillendiriyor. Günümüzde  Fransa’nın dil sömürgesi Fas, Tunus, Cezayir, ana dillerine sırt dönmekle, unutmakla ekonomik ve siyasi sömürünün örneklerini sergilemekte. Zarf ayrı, mazruf ayrı.

Yad ellerde  evlenen gençler Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyorlar. Çoktan unutmuşlar sılayı. Yaşadıkları ülkenin dili ve kültürü ile yetiştiklerinden çocukları ile de sürekli o dille konuşuyorlar. Türkçeyi bir turist gibi, “ Ben seni var çok sevmek, ya da “sen buraya gelmek var.” Gibi gülünç ve kırık ifadelerle anlatıyorlar.
İş işten geçiyor. tedbir alınmazsa, çocuklarımız Türk asıllı Alman veya Fransız olarak anılacak, yaşayacak ve öyle bir zaman gelecek ki, “ Bizim Atalarımızın  Türkiye’den göç etmiş,Türk oldukları söyleniyor.” Noktasına doğru hızla yaklaşıyoruz.

Türkçe giderse, Türkiye gider, tespitine katılıyorum. Çocuklar da gelenek. görenek yok. Türk kültürü yok. İnanç çok zayıf. Akrabalık bağları kopmak üzere.
Atatürk milleti şöyle tanımlıyor.” Millet dil, kültür, ve ülkü birliği ile birbirlerine bağlı olan vatandaşların oluşturduğu siyasi bir toplumdur.” Şeklinde belirterek, “…Türk  dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” Derken müthiş öngörüsü ortaya çıkmaktadır.

Asırlar öncesinden Karacaoğlan’ın belirttiği gibi, “ Dilleri var, gülleri var, dinleri var, beyleri var, illeri var.”  Var ama bize benzemez.” Biz onlara benzersek, biz olmayız, benliğimizi kaybederiz. Onlar da olamayız. Onlar gibi oluruz. O ülke vatandaşı olunsa da nimet bölüşümünde arka sıralarda yer alırız.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.