Doğrudan benim anladığım!


Mustafa BAĞ

Mustafa BAĞ

Okunma 00 0000, 00:00

Doğrudan benim anladığım!

Ve benim yanlışlarım! Ya da yanlış bildiklerim....

Bu yazımın zülfüyara dokunmasını istemiyorum. Bende herkes gibi tarihimi inkar edemem. Cumhuriyet döneminde doğdum. Büyüdüm. Ülkemi ve milletimi çok sevdim. Osmanlı ecdadım. Selçukluda benim ecdadım. İnkar etmek mümkün mü? Bunun içindir ki ben Cumhuriyet döneminde Dünyaya gözlerini açmış bir bireyim. Kendimle barışığım. Kendime egemenim. Pozitif bir yapım var. Yönetilmeyi sevmem. Hukukun üstünlüğüne inanırım. Bunun içindir ki hukuk devletinde yaşamak istiyorum. Bir tek Allah'a kulluk ederim. Kula kulluk etmem. Ümmet değilim. 

Sözel bir kültürün egemen olduğu bir toplumda yazı yazdığımı biliyorum... Bunun içindir ki; bu yapılanmanın doğası gereği benim toplum içinde marjinal kalmam doğaldır. Hatta ben köşe yazılarımı olağandan biraz daha fazla kişiye gönderilmiş bir mektuba benzetiyorum. Kimileri okurken, kimilerinde bir kenara fırlatıp attığını düşünmüyor da değilim. Marjinal olan diğer her şeyler gibi beni marjinalleştiren çoğunluk reflekslerin ötesinde birileri istediği veya öyle lüzumu hasıl dediği için değerlendirildiğini düşünüyorum. Biz Mustafa Bağ'ı tanıyoruz. diyenler; ucubeleri görmeyenler doğruların altını kalın, kalın çizerken beni marjinal yapabiliyorlar.
Ah bir okusak. Bir okuyabilsek. Nelerin çok daha farklı olduğunu belki ilk okumada olmasa da, sonralarda çok iyi algılayacağımız muhakkaktır. Bu ülkede ne kadar kitap, dergi makale yayınlanıyor. ne kadar yazılı basın var. Ayrıca kurumlara özel yayınlar. Okumayanlar. Okumayanlar. Bunun içindir ki; Türkiye'deki kitapları ve dergileri birkaç binin ötesinde okuyucusu olduğunu hiç zannetmiyorum... Sürekli cezaevi yapan bir milletin Okulları ne alemdedir derseniz; onların asli işleri ya cemaat. Ya da siyasettir görevleri.
Bu ülkede sayıları binlerle ifade edilen irili ufaklı medya ve bunların iç Dünyasının taşeronları. Medya mensuplarının bireysel ahlakları. Bunların çoğunluğu öğretmenliğe soyunmuş toplumu eğitme ve yönlendirme rolünü kapmış, her şeyi bilen, yorum getiren görevleri misyoner ve vaiz olup yaftalarında "Gazeteci" yazan kişilerdir. 
Bana göre medya mensuplarının bireysel ahlakı bu noktadan itibaren gündeme gelmektedir. Bazılarının marifeti sadece mesleki nüfuzlarını kişisel çıkar sağlama yönünde kullanmalarında ibaret değildir. Ben bu gibi, nüfuz ticaretinin belli bir kesime özgü bir ahlak sorunu olarak değil de, toplumsal iklimin olanak verdiği pekte cezai müeyyidesi olmayan adi bir suç olarak görüyorum. Toplum eğriye ve yanlışa prim verdiği sürece suç kendisinde kalacaktır.
Cumhuriyet ve Birey olmak... Tam tamına 97 yıl önce 23 Nisan günü parlamenter sistemle güvence altına alınmıştı. Yasaların egemen olduğu ve uygulandığı her devlete Cumhuriyet denir. Ben böyle algılıyorum. Ya da böyle anlıyorum. Türkiye'de Cumhuriyet kavramının Dünya teori ve pratiğinden fazlasıyla kopuk olduğunu kaç kişi biliyordur? Mesela ben biliyorum. Ya sizler!!! Bunun içindir ki bu ülkenin Monarşiyle mi, Demokrasiyle mi yönetildiğini bilmeyen insanların neyi kaybettiklerini, neyi kazandıklarını tam olarak ya anlamıyorlar. Ya da önemsemiyorlar. Cumhuriyet iktidarını elinde tutanlar bu iktidarı nasıl elde ettikleriyle ilgili bir kavramlarının olmadığıdır. En üst iktidar makamı olan devlet başkanlığının irsi olması bir rejimi cumhuriyet olmaktan çıkartmayacağı gibi seçimli olması da cumhuriyet yapmaya yetmez. Bu konuda yeterince örnek var yeryüzünde.
Halk olabilmek için yurttaş olmak gerekir. Cumhuriyet yerelliklerin üstünde ülkenin ve ülkeye ait her ne varsa , hepsinin herkes tarafından sahiplenildiği bir oluşumdur. Toplumu kuran ve herkesin hem etnik, hem de dinsel bağlantılarını bireysel hale getiren oluşumun adı CUMHURİYETTİR... Cumhuriyet bireyi ortaya çıkartır. 
Her birey toplum içinde şu veya bu etnik veyahut dinsel cemaatin bir üyesi olarak değil, birey olarak ilişki içerisinde olur. Dinsel veya etnik mensubiyet toplum içinde yer bulursa bireysel hale gelir. Böylece cemaatin içinde eriyerek kişisel kimliğe sahip olamayan köhne insanın imtiyazları dolayısıyla kişisel bağımlılık sistemine sıkı sıkıya sarılmasına karşılık, cumhuriyet bireyi mensubiyetleri her ne olursa olsun onu diğer bütün bireylerle eş ve evrensel toplumun bir üyesi sayarak kişileri cemaatlerin cenderesinden kurtarır ve ilişkiler haklar küresi içinde kurulur. 
Cumhuriyet bir fazilet rejimidir. Buradaki can alıcı fazilet terimi ne yazık ki 97 yılı aşkın pratiğimiz içinde hemen hiç kimse tarafından gereken ve doğru bağlam içine oturtulmamıştır.
Türkiye'de çeşitli yayın organlarında rastladığımı akıl vermelerin büyük çoğunluğu, "farklılıklara tahammül" temasını işlemektedir. Bunun kadar cumhuriyet idealine aykırı bir tavır olamaz. Çünkü birileri şöyle sorabilir! Tahammül edilmediği zaman ne olacak'? Farklılıklar ve benzemezlikler kurucu unsurlardır. toplum tayfının renk paftasıdır ve bunun sonucu olarak ta siyasal toplumun olmazsa olmaz koşuludur Cumhuriyet ve Birey olmak.
Üzerinden geçen süre tam tamına 97 yıl. Aslında bu tarih bir armağandır Türk çocuklarına. Evrensel barışın simgesi olan Dünya çocuklarına. Yaklaşık bir asır önce temeli atılan Parlamenter sistem. 
"Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey... Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden ölüyor, öldürülüyorlardı". Oktay Akbal...
Ekmekler bozulmasın. Savaşlar olmasın. Çocuklar ölmesin. Sadece çocuklar değil. Kimseler ölmesin. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.