Anlamak yada anlatamamak!!!

Sabah erken kalkıp pencerenizden içeri dolacak olan havayı koklayın. Hava güneşli olsun.

Anlamak yada anlatamamak!!!

Anlamak yada anlatamamak!!!

Sabah erken kalkıp pencerenizden içeri dolacak olan havayı koklayın. Hava güneşli olsun. Yağmurlu olsun. Kar yağsın. Ya da deli, deli esen bir rüzgâr uğultusu pencere aralığından odanıza dolsun. Bu sesi anlamak için sadece bir his var aidiyet duygusu. Sizde var mı? Bunu lütfen bu şehre sahiplenmenin nasıl olduğunu anlatmak için o pencerenin tüm camlarını sonuna kadar açıp bir güzel bakmak gerekir dışarıya.
Sabah güneşi, doğuşuyla etrafa ışık ve tatlı bir sıcaklık yayılır. Bu ışık ve sıcaklık doğanın tüm güzelliğinin birbiriyle kaynaşarak muhteşem bir eserin ortaya çıkışıdır. Doğa bütün renkleriyle birbiriyle uyum içinde hareket eder, hiçbir renk bir diğerini dışlamaz. Hepsi bir diğerini daha güzel gösterebilmek için oradadır. Var güçleriyle bu muhteşem tabloyu yaratmak için çalışırlar. Birbirlerine sahip çıkarak... Uyum içinde güne başlarlar.
Bu gözlem, bu doğa olayı bana, yaşamın olmazsa olmazları içinde gördüğüm ait olmak ve sahiplenmek duygusunu yaşatır.
Yeniden başlamak. Yeniden her şeyi anlatmak. Adam olana anlatmanın gereği yoktur. Lep demeden anlar. Bakmaz. Görür. Neden ve niçin-le-ri ortaya koyar. Anladığı halde anlamamazlıktan gelene. Dürtmeyle dahi kıpırdamayana anlatmaya çalışmak kadar kötü bir şey olamaz. Bu şehirde kaç kişi yaşıyoruz. Kaçımız eğitimli, kaçımız eğitimsiz. Ya da cinsiyet farkındalığını ortaya koyarak sonuç almak mümkün değil. Aşağıdaki sıralayacağım konuları birkaç kez yazdım. Vali beyle her görüşmemde paylaştım. Ya ben anlatma aczi içine düşüyorum. Ya da anlatma yetim yok oldu. Sayın valiye bu şehir baba diyorsa bir anlam içinde diyor. Baba sıfatları nelere verilmiş açıkça sayabilirim. Bizler sayın valiye bu sıfatı yakıştırırken kendilerinin yaydığı pozitif enerjiye bağladığımızı özümüzden kendilerine sunduğumuzu sanırım biliyordurlar.
Ben yazmadan önce yazacağım konuyu önce hep kendi kendime sorgularım. Ait olduğumuz, içinde yaşadığımız bir şehir, bir aile, bir arkadaş grubu dışında hiçbir bağları olmayan ama memleket hasreti içinde kıvranan diğer Kırşehirliler. Diğer yanda bu şehre başka şehirlerden, hat da başka ülkelerden kopup gelmiş aileler ve mülteciler. Yaşamları boyunca yabancı olarak kalacaklar. Onlar hiçbir şekilde bu şehirli olamayacakları açıkça ortada iken bu şehre bir aidiyet duygusu ile bağlanmanın ucunun ulaştığı bir sorgulamayı da bizlere  beraberinde getirdiği gerçeği var.
Bu şehirde Aidiyet aşağıdaki sıralı hiçbir şeyi ilgilendirmiyor olabilir mi? Bunun tek adı var. Sahipsiz bir şehir. Arabamın içi, diz kapaklarıma kadar sıvanmış çamur. Toz. Aracımın kırılan amortisörleri, parçalanan kartel muhafazası inanın bu şehri ilgilendiren aşağıdaki konulara duyulan duyarsızlık kadar bu şehrin insanlarını üzmedi.
Üzerinden tam tamına 10 yıl geçmiş. Yapısıyla ilgili olarak mecliste gensoru verilmiş, Yılan hikâyesine dönmüş, reklarasyon alanı olarak ilan edilmiş, ancak bir fidan dikilmemiş. Seçimlere malzeme olmuş bölgenin ağaçları yağmalanarak ta Aksaray ve Ortaköy pazarlarına kamyonlarla taşınan çöle dönen Kocabey Kavaklığı. Bu kimin sorumluluğunda. Bu bölgeyi korumakla mükellef olanlar o sıcak odalarda asimetrik koltuklarında oturup maaşları cebe indirenlerin mi. Yoksa benim mi?
Kurudu denilen, oysa insan eliyle kurutulmuş olan Dünya Mirası Seyfe Gölü Sulak Alanı. Suçluları biliniyor. Yalan alabildiğine kadar o kadar çok yayılmış. Bu yalana doğru diye kendileri de inanmış insanlar. Bu yalana inandırılmış bir sistem aktörleri. Boztepe ilçesi şakır, şakır atığını bu göle4 boca ederken bu kokuşmuşluğu seyredenler. 183 kuş var denilen gölde sadece üç tür fotoğraflanmış. Kuluçkaya yatmayan. Eşleşmeyen konup göçen av baskısı altında kalmış canlılar için bir kurak çöl.  Gerçekleri kenara itip insanları kandırmanın tek bir anlayışı var. 180 türü yok saydık. Üçüyle idare edin… Doğrumu? Doğru.  Allah’a şükür ki; bu yıl kış iyiydi. Kar iyiydi Seyfe Gölünün yüzü bu yıl su görecek. Atık suyumuz daha bir bollaşacak. Ancak Seyfe gölü kuş yüzü yine görmeyecek. Kuşların bölgeden neden, niçin kaçtığını, etkenlerini hiç kimse sorgulamıyor. Sulak alan tanımını ve sınırlarını neler ifade ettiğinin yerine sadece höyükten bakınca görülen su yığını zannedenler. Bu konuyu gelin birlikte tartışalım.  Bu göl için çözüm neden üretmiyorlar. Gücünüz mü yetmiyor? Siyasiler mi sizleri ciddiye almıyor? Bu görev kimin sorumluluğunda. Bu bölgeyi korumakla mükellef olanlar o sıcak odalarda asimetrik koltuklarında oturup maaşları cebe indirenlerin mi. Yoksa benim mi?
Mutlak tarım alanları bir yağmanın içine itildi. Düzensiz, plansız herkes hibe alma yarışıyla la en verimli topraklar üzerine, yol kenarlarına mandıra kurdu. Benim vergimden oluşan hibe bu yağmacı anlayışa verildi. Tarım il müdürü hayvancılığında tarım olduğunu savundu. Yanlıştı. Bu anayasanın şu maddesine aykırıdır diyemedi. Mutlak tarım alanlarına vasfını yitirmiştir raporları verildi. 
Pazar yerlerinde denetimi kim yapar bilemem. Yerel ağızda adı aklevrek olan Sudak balığı ya da uzun levrek. Boyları 15 cm. henüz yavru. Avlanmış tezgâhları dolduruyor. Denetim görevi kimin? AVM’lerde raf ömrünü tamamlamış gıda yönetmeliğine uygun olmayan gıdalar. İçi yağ kokusuyla doluşmuş restoran ve lokantalar. Yemek yiyemiyorsunuz ancak mideniz ağzınıza geliyor. Ben bu lafı sadece midesi olanlar için söylüyorum. Bu denetim görevi. Önleme ve önlemek kimin sorumluluğunda. Bu bölgeyi korumakla mükellef olanlar o sıcak odalarda asimetrik koltuklarında oturup maaşları cebe indirenlerin mi. Yoksa beni m mi?
Kültür müdürlüğü bünyesinde bulunan müzede sahte olan ve sergilenen Arkeolojik ve etnograf eserler.  Soruşturma yok. Araştırma yok. Ben mi değiştirdim orijinalleriyle. Ya da birilerine satın alma yoluyla bu sahte eserler üzerinden paramı verildi. Eski müze müdürünü araştırdınız mı? Ahi Evran-ı Velinin el yazması eserleriyle ilgili niçin bir açıklama yok. Bu kimin sorumluluğunda. Bu bölgeyi korumakla mükellef olanlar o sıcak odalarda asimetrik koltuklarında oturup maaşları cebe indirenlerin mi. Yoksa beni m mi?
Diğer yanda Araştırma hastanesi. Rezaletin acil bölümüne kadar indiğini, hastaların balık istifi sıra beklediğinin kim farkında. Ben telefonla randevu alıyorum ama doktorda önceliğim yok. Hangi aklın ürünüdür ki Acil bölümünde tadilat yaptırır. Bunun adı sahipsizlik değil. Bu şehri adam yerine koymuyorum demekten öte değil. O koltukta kim oturuyorsa benim varlığımla oturuyor. 275 bin Kırşehirlinin varlığıyla oturuyor. Herkes görevini yapmalı. Bu ülke liyakati bir kenara iterek ülkenin kurumlarını çiftlik edasıyla yönetmemeli.
Boztepe yolu üzerindeki Kervansaray dağlarındaki iğne yapraklı çam ağaçları böcek istilası sonucu kuruma yolunda 1 yılını tamamladı. Geriye 6 ay kaldı. Müdahale edilmezse kuruyan ağaçları Fak-fuk fonuna teslim edip fakir fukaraya yakacak odun olarak dağıtmak gerekir. Aralıkta ilaçlama hem karadan, hem havadan yapılacaktı. Üçüncü ilaçlama ilkbaharda larvaların uyanma zamanı yapılacaktı... Özbağ bölgesi ağaçlandırma tamamlanacaktı!!!
Daha yazacaklarım o kadar çok ki!!! Bir tarafta bu şehir doğasıyla kentlisiyle, köylüsüyle ağlarken, diğer yanda ömrünü laklakla gün sayarak geçiren sözleri ve imzaları yetkili olan muhteremler.
Sonuç.Yahu geçin bunları. Geçin bunların  hepsini, hepsi fasa fiso. Bu kent göründüğü gibi. Detayı açıkça ortada iken, sayın vali ile bu konuları tekrar paylaşmak istedim. Hepsi bu kadar.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
- 2 yıl önce
herkesin bir babası olur ikinçisi ne anlama gelir salaın önünde yer kapmak için birbirleriyle yarışanlar iş çalışmaya gelince yatıyorlar yapılacak yeni hükümet konagı da inşAllah yeni yapılan ama otuz yıllık gibi görülen adliye binasına benzemez inşAllah