Atatürk ve Türkiye...

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Türkiye için birbirinden ayrı olmayan iki yüce kavramdır. Biliyoruz ve inanıyoruz ki bugün, hiç bir dünya gücünün egemenliğinde değilsek! Medeni ve çağdaş yaşama yolunda kimseden geri kalmıyorsak, bugün bu yaşam kalitemizi Atatürk ve Cumhuriyete borçlu olduğumuz gerçeğini unutmamak gerekir.

Atatürk ve Türkiye...

Atatürk ve Türkiye...

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Türkiye için birbirinden ayrı olmayan iki yüce kavramdır. Biliyoruz ve inanıyoruz ki bugün, hiç bir dünya gücünün egemenliğinde değilsek! Medeni ve çağdaş yaşama yolunda kimseden geri kalmıyorsak, bugün bu yaşam kalitemizi Atatürk ve Cumhuriyete borçlu olduğumuz gerçeğini unutmamak gerekir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün En büyük eserim dediği “Cumhuriyet”… Dünya’da bağımsızlığı özümsemiş tüm ülkelerde başarılı bir yönetim modelidir. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti içine Ulus, Laiklik ve Yurttaş kavramlarını yüklerken Anadolu topraklarının özgün rengini maya olarak kullanmıştır. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti yalnız geri kalmış ülkeler açısından değil, gelişmiş ülkeler açısından da farklı ve başarılı bir model olarak görülmüş ve değerlendirilmiştir. 
Yarın 10 Kasım. Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 78 yılı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Akıllarımıza bir nasihat gibi kazınmış olan 10. Yıl nutkunda söyledikleri adeta bu ulus için yaptıklarının ve yapılması gerekenlerin bir düsturu ya da özeti gibidir. Esasta bir ders kitabı olan Nutuk’u bugün dahi okumamış milyonlar karşımıza çıkar. Bizler Nutku Okusaydık. Anlayabilseydik hiç böyle olurmuyduk? Nutkun ilk başında, “Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk Kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Buradaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkâra yürüyüşüne borçluyuz”. Derken, son bölümünde de, “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir”.
Türkiye; İslam ülkeleri arasında tek “Laik” olan ülkedir. Türkiye topraklarının en riskli coğrafya üzerinde olduğunu bilen Mustafa Kemal Atatürk, riskleri asgaride tutabilecek ve ulusun gelişebileceği kavramların ana başlığına “Laiklik” kavramını mutlak kılmıştır. Çağdaş ve gelişmişliğin tek parçada olabileceği gerçeği Laiklik kavramı olduğunu hepimiz pekâlâ biliyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyete “Laiklik” kavramından sonra en büyük kazanımlarından bir diğeri “Hukuk” kavramıdır. Hukukun üstünlüğü kavramını 1922 yılında meclis kürsüsünden seslendirmiştir.
Hukukun üstünlüğü kavramı; Devletin içindeki tüm mekanizmaların, önceden tespit edilmiş bazı kanun ve kurallar içinde işleyeceği anlamına gelir. Her devlet kurumu, anayasanın ve diğer yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Kimsenin bu görev ve yetkileri aşma, değiştirme gibi bir gücü yoktur. Hukuk, herkesin üstündedir ve dolayısıyla devlet "keyfi" değildir”.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Güçler ayrımı ilkesinin benimsemesindeki amacı aslında devlet yönetiminde sık, sık rastlanan keyfiyet sorununu ortadan kaldırmaktı. Zaten oradaki temel amaçta “yasama, yürütme ve yargı” erklerinin birbirlerinden ayrılması ve her bir erkin otonom bir güce sahip olmasıydı. Bu kural 1921 Anayasasında vardı. 
Ancak ne var bu güne kadar bilinen bütün devletlerde yasama ve yürütme erklerinin birbirlerinden ayrılmaları hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Çünkü demokratik parlamenter yönetimlerde gerek yasama ve gerekse de yürütme erkleri sanki ilahi bir yasaymış gibi ister istemez siyasi partilerin elindeydi. Meclis çoğunluğuna sahip siyasi parti otomatikman hükümeti de kurma hakkına sahip olduğu için yürütme ve yasama yetkileri de aynı siyasi partinin eline geçmekteydi. Diğer taraftan yasama ve yürütme yetkisine sahip olan güç artık kolaylıkla yargı mekanizmasını da “siyasallaştırabildiği” için güçler ayrımı ilkesinin de hiçbir zaman kayda değer bir fonksiyonu olmamıştır. 
Devletin bütün güçleri aynı amaca hizmet ettikçe o güçlerin kaç parçaya bölündüğünün en ufak bir anlamı olmaz. En ilkel kabilelerden tutun en ileri demokrasilere kadar toplumları yönetme hak ve yetkisine sahip bütün siyasi yöneticilerin aynı zamanda yasa yapma yetkisine de sahip olmaları çok enteresan ve de enteresan olduğu kadar şüphe uyandıran, mide bulandıran bir paralellik değil midir? Bir ülkenin kemikleşmiş politikaları yoksa bu anlayış kaçınılmazdır.
Gelişmiş batılı demokrasileri başta olmak üzere bu güne kadar dünyanın hiçbir ülkesinde toplumsal adalet tesis edilememiştir. Çünkü devleti yönetenler aynı zamanda da tabi olunacak hukuku da belirleme yetkisine sahip olabildikleri için ne bilinen asırlık güçler ayrımı ilkesi hayata geçirilebilmiştir ne de bu koşullar altında hukukun üstünlüğü ilkesinin işlerlik kazanması mümkün olabilecektir. 
Hukukun tesisi esasta bir “Adalet sorunudur”…
Atatürk’ten bizlere ve sonsuza miras kalan cumhuriyet bir fazilettir. Türk insanı da yüce değerlerin tümüne sahip olmak ister ve tümü de insanımızın hakkıdır. Bu nedenle cumhuriyetimizi çok seviyoruz. 
Cumhuriyet insana çağdaşlığı ve uygarlığı sunar. Türk insanı çağdaş ve uygardır. 
Aziz Atatürk… Seni 78 yıldır özlemle anıyorsak. Dünya seni 100 yılın lideri ilan etmiş ise mutlaka bir sebebi var. Sen ve Silah arkadaşlarınla birlikte bu aziz vatanı bizlere hediye eden sizlere müteşekkiriz. Nur içinde yatın. Sizleri şükranla minnetle anıyoruz. Toprağınız bol olsun.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.