Bağ, çevre ile ilgili olumsuz mesajlar verdi

Kırşehir Ekoloji ve Eğitim Derneği Başkanı Mustafa Bağ, Dünya Sulak Alanlar Günü ile ilgili yaptığı açıklamada, olumsuz mesajlar verdi.

Bağ, çevre ile ilgili olumsuz mesajlar verdi

Kırşehir Ekoloji ve Eğitim Derneği Başkanı Mustafa Bağ, Dünya Sulak Alanlar Günü ile ilgili yaptığı açıklamada, olumsuz mesajlar verdi.

' ÇEVRESEL YAŞAM BU YIL DAHA ZORLU GEÇECEK '

Mustafa Bağ, yaptığı yazılı açıklamasında, " Dünya Sulak Alanlar gününde sorunlar masaya yatırılmadı. Tartışma ortamı zaten yok. Böyle bir coğrafyada koruma altında olan Seyfe Gölünün içler acısı hali. Koruma altına bir türlü alınmayan Kocabey Kavaklığı, Akça ağıl ve Sıdıklı sazlık alanları sorunlarıyla baş başa bırakıldı. Türkiye 30 Aralık 1993 tarihinde taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi ile 2 Şubat günü Dünya Sulak Alanlar Günü olarak belirlenmiştir. “Sulak Alanların bulunduğu bölgede su rejimini düzenlenmesi, karakteristik bitki ve hayvan topluluklarının; özellikle su kuşlarının barınmasına olanak sağlaması, ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyonel olarak büyük bir kaynak teşkil etmesi; kaybedilmeleri halinde bir daha geri kazanılmasının mümkün olmaması nedeniyle sulak alanların kaybına neden olacak hareketleri önlemek amacıyla Türkiye bu sözleşmeyi imzalayarak yükümlülük altına girmiştir.

Seyfe Gölüne yönelik yapılan Seyfe Gölü Yönetim planı işlevsel değildir. Seyfe Gölünü dünden bugüne tehdit eden tüm unsurlar kaldırılamamıştır. Göl hayvan ve bitki topluluğu açısından büyük bir erozyona uğramıştır.

Kuş hareketinin önemli göç yolu üzerinde bulunan 1960 lI yıllarda 25.210 Hektar alana sahip, sodalı ve tuzlu bir su yapısı olan, Seyfe Gölü Hatalı kullanım, hatalı su yönetimi sonucu bu alan 5275 hektar alana düşmüştür. Küresel ısınma, yağış düzensizliği ve aşırı su kullanımı bu alanında 2004 yılından sonra Haziran – Kasım ayı sonuna kadar tamamen kuru kalmasına neden olmuştur. Gölde yıl sürresince Sulak ve bataklık alan kalma süresi 4 aylık bir süreç olup gölü kendi kaynaklarının desteklemesi mümkün değildir.

Göl aşırı olarak ziraiyi kirliliğin içine girmiş 2012 yılında Alg baskınına maruz kalmıştır. Göl çevresinde ağırlıklı olarak sulu tarım yapılmaktadır. ÇATAK projesi işlevsel değildir. Denetim zayıftır. Göl çevresinde yaklaşık 1650 adet Keson (Adi) yüzlerce pompajlı çalışan kuyular mevcuttur. Yaz ayları süresince göl ana kaynakları ve taban suyundan kullanım ve sulama amaçlı yıllık 5 milyon ton su çekildiği tahmin edilmektedir.

Bir sulak alanın nasıl yönetilmesi gerekliliği önceliğinde kültürel ekolojisi vardır. Seyfe Gölünde bugüne kadar detay ve bir akademik inceleme yapılmamıştır. Göl sadece Ramsar kriterlerinde yüzeysel detaylandırılmıştır.  Kırşehir’deki tüm sulak alanların akılcı kullanımı konusundaki ciddi ve akademik çalışmalara ihtiyaç vardır. Sulak alanların sürdürülebilirliliği için yapılacak öngörü ve ötesi olacak çalışmayı Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya ve Biyoloji bölümlerinin ortak çalışmalarıyla ortaya konulması gerekmektedir.

Sulak alanların hatalı kullanıma dayalı gelişmelerden uzak yönetilmesi gerekliliği, bu anlamda sulak alan kullanımlarının eskiden beri süre gelen değişimi, ve kullanımların sürdürülebilirliği, bu kullanımların ekolojik işlevlerini ve ekonomik yararlılıklarını nasıl etkilediği araştırılmalıdır. Seyfe Gölü Yönetim planının yapımı üzerinden üç yıl geçmiş, ancak yönetim planına yönelik sadece iki kez toplantı yapılmış ve havanda su dövülmüştür. Eksik olan plan, eksik haliyle dahi uygulamaya alınmamıştır.

Seyfe Gölü Türkiye’ de üzerinde çok az çalışılmış, toprak kazanımı, taşkınlardan korunma aşırı suyun tahliyesi planlaması bahaneleriyle göl ekolojisi daraltılan bir sulak alandır ve var olan çalışmalar da bütüncül ve sürdürülebilir olmaktan uzaktır.

Gölü kurutmaya yönelik yapılan çalışmalarda gölün kültürel yapısı ve geleneksel insan-çevre ilişkisi ihmal edilmiştir. Bu çalışma bütüncül bir bakış açısı ile bu geleneksel ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlamaktadır. KIR-ÇED (Kırşehir Ekoloji ve Eğitim Derneği) olarak yapmış olduğumuz araştırma sonuçları Seyfe Gölü Sulak Alanı ile yöre halkı arasında eskiden beri süregelen sıkı bir ilişkinin olduğunu göstermiştir.
Alan, Ramsar kriterlerini sağlayan uluslararası öneme sahip bir sulak alan olmasına karşın akılcı bir yönetim modeli ile yönetilmemiştir. Su kaynaklarının gittikçe önem kazandığı günümüzde bu tür alanların özellikle Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde geliştirilen akılcı kullanım prensipleri ile yönetilmesi zorunludur. Bu doğrultuda gerekli olan siyasal, teknik, idari ve yasal önlemler acilen alınmalıdır.

Seyfe Gölü’nün Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde korunan bir alan olmasına karşın, alandaki doğa koruma çalışmalarının uluslararası, ulusal ve yerel ölçekte etkin bir yönetim modeli geliştirilememesinden dolayı başarı sağlanamamıştır. Kırşehir’de Çevre ağırlıklı STK’ların doğa ve çevre bağlamında herhangi bir çalışması bulunmamaktadır. Var olan bu örgütlerin bazılarının hatalı, eksik ve oyalama ve kandırmaya yönelik açıklamaları göle en büyük zararı vermekte. Hatalı yapılan açıklamalar Göl ekolojisine yönelik yapılacak çalışmaları aksatmakta, ya da yerel yöneticiler işlerine geldiği için bu yalan ve eksik açıklamalara itibar etmektedir.

Kırşehir’de Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde korunan 1 sulak alan vardır. Kırşehir’de Seyfe Gölü hariç koruma altına alınması ve öneme sahip üç sulak alan daha vardır. Kocabey Kavaklığı- Ekiz ağıl ve Sıdıklı Sazlıkları… Bu alanların birçoğunda koruma statüsü bulunmadığı için doğal ortamlarını tehdit eden çok çeşitli unsurlar vardır. Genel anlamda sulak alanlara yönelen bu tür tehditler son 10 yılda Türkiye’de Çevre Kuruluşlarının dikkatini çekmiş oluşturulan bu ilgi akademik çalışmalara da konu olmuştur. Tüm uyarı ve akademik makalelere rağmen halen korumada yetersizlik mevcuttur.

Sulak Alanlarda Doğa koruma ile ilgili önemli sorunlar varken, uluslararası öneme sahip olup da halen Ramsar listesine dâhil edilmemiş olan sulak alanlarda bu sorunlar daha da fazladır. Kocabey Kavaklığında yıllardır saz yakımı, kesimi, kaçak avcılık ve ağaç katliamı yapılmakta bu konuda sadece KIR-ÇED (Kırşehir Ekoloji ve Eğitim Derneği) mücadele vermekte olup devlet birimlerinin ilgisizliği habitat ve ekolojik boyutta çok zengin olan bu alanları sahipsiz bir kirliliğin içine itmiştir.

Günlük yaşantımızda bataklık ya da sazlık olarak tanımlanan sulak alanlar aslında ekolojik özellikleri ve barındırdıkları canlı toplulukları nedeniyle büyük bir öneme sahiptir. Gerek ekolojik gerekse de ticari değeri yüksek, değişik türden canlıların yaşamasına olanak sağlayan sulak alanlar, tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir.

Sulak alanların başta su kuşları olmak üzere çok zengin yaban yaşamını barındırmalarının yanı sıra, doğa için önemli işlevleri ve insanlar için ekonomik değerleri vardır Sulak alanlar yüzyıllar boyunca sıtma kaynağı olarak görüldüğünden, insanların buralardan uzak durduğu yönünde yaygın bir kanaat vardır. Sulak alan araştırmacıları, insanların yerleşmelerini ister sulak alan kenarlarında kursun, isterse sulak alanlardan uzakta yaşasınlar, bu alanlarla çok sıkı bağlar kurduklarını ancak son zamanlarda fark etmiştir. Halbuki daha önce sulak alanların sadece yaban yaşamı için önemi ve ekolojik bazı fonksiyonları olduğu düşünülmekteydi.

Bu farkındalığın oluşmasından sonra insanların eskiden beri sulak alanları nasıl kullandığı; bu kullanımın ne kadar sürdürülebilir olduğu ve hepsinden önemlisi de insan etkinliklerinin sulak alanların işlev ve değerlerini nasıl etkilediği önemli çalışma konuları olarak ortaya çıkmıştır.

Bu nedenlerden dolayı, ulusal ve uluslararası kuruluşlar bu alanlarla ilgilenmeye başlamış ve buraların yönetimi ve kullanımı için düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemelerden bazıları sulak alanların işlev ve değerlerini olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye’de de sulak alanların yarısı kurutulmuştur. Türkiye’de 2005 yılında revize edilen Sulak Alan Yönetmeliği ile kurutma işlevleri yasal olarak durdurulmuştur Sulak alanlarda yapılan düzenlemeler ve doğa korumaya yönelik etkinlikler, yerel coğrafi koşullar ve alanın geleneksel kullanımı bilinmediği, ya da yeterince dikkate alınmadığı veya birbiriyle ilişkileri anlamında düşünülmediği için çoğu kere istenen sonuçları üretememektedir.
Bu bağlamda sulak alanlara bütüncül bir yaklaşımla çalışılma yapılması ve bu ekosistemlerin hem ekolojik işlevlerinin hem de insanlarla ilişkilerinin derinlemesine anlaşılması gerekmektedir. Kültürel ekoloji, gerekli olan derinliği sağlayabilecek bir yaklaşım olduğu için bu çalışmanın kavramsal çerçevesi oluşturulmalıdır.

Kocabey Kavaklığı, İkiz ağıl ve Sıdıklı Darboğaz sazlıklarının araştırma sonucu (Toplam alan 45 bin hektar) Ramsar Sözleşmesi’nde belirlenen uluslararası öneme sahip sulak alan kriterlerinden %95’ni sağlamasının yanı sıra önemli değer ve işlevselliği olmasına karşın, herhangi bir koruma statüsüne sahip değildir. Çevresel yaşam bu yıl daha zorlu geçecek " dedi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.