Bozkırlar susuz, Bozlaklar yetim...

Bozkır sessiz, bozkır tezenesiz…

Bozkırlar susuz, Bozlaklar yetim...

Bozkırlar susuz, Bozlaklar yetim...

Bozkır sessiz, bozkır tezenesiz…
O yalan dünyadan yorulup gideli tam altı yıl oldu…
Bozkır garip, bozkır sessiz, bozkır tezenesiz kaldı. 
Bozkırlar susuz, bozlaklar yetim kaldı.
Yaşayan İnsan Hazinesi, Bozkır’ın Tezenesi, Son Abdal: Neşet Ertaş
Kırşehir’de yetişen sazı, sözü ve besteleri ile gönüllere taht kuran Anadolu’ya mal olmuş bununlada yetinmeyip dünyada da adından söz ettiren halk ozanımız, hemşehrimiz Neşet Ertaş…
Hemen herkes bilir gönül dağını, yalan dünyayı, neredesin seni... 
Sazı ve sözünün dışında karakteri,mütevazı kişiliği ve garip gönlüyle de bilinir. Yaşar Kemal’in dediği gibi ‘Bozkırın Tezenesi’, Âşık Mahsuni’nin de bahsettiği gibi ‘Ulu gönüllü Türkmen çocuğu’ Neşet Ertaş…
Ulu gönüllü dedik, bozkırın tezenesi dedik, yaşayan insan hazinesi dedik…
Onu yere göğe sığdıramayıp,  güzel sözcüklerle nitelendirmeye çalıştık ama o kendisine Garip dedi ve bu mahlası kullandı türkülerinde. 
Hani diyor ya Neredesin Sen de boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor. Ve ekliyorben garip doğmuşum garip olmuşum ne ağlayabilmiş ne de gülmüşüm garipliğin derdi ile dolmuşum kader benim yollarımı bağlama...
Aynı zamanda Abdallık Geleneğinin de son büyük temsilcisi Neşet Ertaş.Biz Kırşehirliler iyi biliriz Abdalları fakat bilmeyenler için kısaca bahsedeyim.
Abdallar çeşitli meslek grupları ile uğraşan ve kendilerine özgü yaşam biçimleri ile dikkat çeken bir topluluk. Onları farklı kılan müziği yaşam biçimi haline getirmeleri hatta müzik için yaşamaları.Üzüntüleri, kederleri, mutlulukları, sevinçleri hepsi sazın sözün içinde…
Aşıklık geleneğinde yetişen sözü büyük bir ustalıkla kullanan ve bunu müzikle buluşturan bu insanların yaşamından bahsederek lafı biraz uzattım. Fakat bunları anlatmadan da Üstad Neşet Ertaş’ı anlamak pek mümkün değil.
Çocukluktan itibaren müzikle iç içe yaşayan Üstad Neşet Ertaş,babasıMuharrem Ertaş’ın izinden giderek onun da ötesine geçti.Muharrem Ertaş sazın kendisi de sözün üstadıydı bizim nazarımızda.
Sadece Kırşehir’i değil, Anadolu’yutürküleriyle temsil etti. Acıyı, üzüntüyü onun dizelerinde bulduk. Bir yandan ağlatan, bir yandan eğlendiren,eğlendirirken düşündürentürkülerini, değerli kılan şey de her dizesinde insanı anlatmasıydı. 
Üstadı Evrensel yapan da bu oldu. Tıpkı Yunus gibi insanı, insanoğlunu türkülerine nakşetti. Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi olarak kabul edilmeside tesadüf değildi. 
Sazı eline aldığında aslında Üstad susmuşsazı konuşmuştur…
Diyor ya Türkü Baba ‘’Ağla sazım ağlanacak zamandır.’’ Sazı da ağlamıştır aynı zamanda sözü de. ‘’Cahildim dünyanın rengine kandım ‘’derken hatanın insana ait olduğuna,‘’Hata benim, günah benim,suç benim’’  derkende hatasını kabul edipbunun sorumluluğunu üstlendiğini anlatır aslında bize. Onun türkülerini sığ yorumlamamak gerek…
Her detayda bir anlam taşır,her anlamda ise bir felsefe vardır. İnsanlığın felsefesidir bu. Mesela Kadını anlatır şu dizelerinde;
“Ulu arıyorsan,analar ulu
Sevmişiz gönülden olmuşuz kulu
Analar insandır, biz insanoğlu.”
Analardan bahseder insana yapar vurguyu. Hele bir de bunu sazından dinleyin bakalım neler anlatır sizlere. Onun gibi var mola ki teli titretirken gönülleri titreten...  
Gönül dağından insanlığa uzanan, bozlakları ile yüreklere dokunan…
Daha denecek pek çok şey vardır belki de biraz da dil sussun gönül konuşsun…
Bozkırın Tezenesi, Yaşayan insan hazinesi Neşet Ertaş Anısına…

(Gül Adile Dakmaz)
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.