banner245

Bu okullar, çocukları mutsuz ediyor

Açılımının Türkçesi, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma programıdır .

Bu okullar, çocukları mutsuz ediyor

Bu okullar, çocukları mutsuz ediyor

Açılımının Türkçesi, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma programıdır . PISA’nın temel amacı, öğrencilerin okulda öğrendikleri bilgi ve becerileri günlük yaşamda kullanma yeterliklerini ölçmektir. Maalesef PISA 2015 sonuçları, ülkemizin gelişmiş dünya ülkelerinden uzaklaşmakta olduğuna işaret etmektedir. 2015’teki sınava katılan 72 ülke öğrencileri arasında  öğrencilerimiz, fen bilimlerinde 52., okuma becerilerinde 50., matematikte ise 49. sırada yer almıştır. Çocuklarımızın akademik başarı düzeylerinin düşük olması, acilen önlem alınması gereken bir sonuç olarak karşımızda durmaktadır.

PISA’nın hedefleri arasında öğrencileri tanımak da vardır.Zira öğrencilerin başarılarını etkileyen etkenlerin saptanması gerekli ve önemli görülmektedir. Bu amaçla2015 PISA kapsamında, “Öğrenci Refahı” araştırması da gerçekleştirilmiştir . Araştırmada, ülkemizin  “yaşam memnuniyeti” sıralamasında 10 üzerinden 6,12 puanla son sırada yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın raporunda, 15 yaş seviyesindeki çocuklarımızın % 28,6’sının“hayatlarından hiç memnun olmadıkları” şeklinde endişe verici bir sonuç da bulunmaktadır. Bu oran, % 11,8’lik OECD ülkeleri ortalamasının neredeyse iki buçuk katıdır. Özetle söylemek gerekirse72 ülke öğrencileri arasında en mutsuz öğrenciler, Türkiye’de bulunmaktadır. 

Bütün ülkeler, çocuklarının mutluluğu için politikalar geliştirir, yatırımlar yapar. Mutlu çocuklar, geleceğin huzurlu, ideal toplumuna kaynaklık eder. O hâlde çocuklarımızın mutsuzluğuna nelerin sebep olduğunun saptanması önem arz etmektedir.

“PISA 2015 Öğrenci Refahı Araştırması”nda öğrencilerin yaşam memnuniyeti düzeyinin “okul performansı, arkadaşlarla ilişkiler, öğretmenlerle ilişkiler, öğrencinin okul dışında kendine ayırabildiği zamanın miktarı ve gerçekleştirebildiği etkinliklerin niteliği, aile ortamı” değişkenleri ile ilişkileri incelenmiştir.Görülüyor ki okulda geçirilen zaman ile yaşanan ilişkilerin kalitesi,öğrencilerin mutluluk durumlarını etkileyen önemli faktörler olarak değerlendirilmekte, çocukların okulda yaşadıklarının, onlara okulda sunulan imkânların yaşamdan memnuniyet durumları üzerinde tesiri olduğu kabul edilmektedir.

Okulda mutlu olan çocukların genel mutluluk seviyelerinin de yüksek olacağı kuvvetle muhtemeldir. Çocuklar, kendilerinden bir şeyler bulur, eğlenir, geliştiklerini algılarsa okulda mutlu olur. Ne yazık kiokullarımız, mevcut durumlarıyla, öğrencilerin mutluluklarına hizmet etmek yerine mutsuzluklarına sebep olan bir profil sergilemektedir. Bu görüşün gerekçeleri şu şekilde sıralanabilir:

•    Çocuklarımız okulda, gereken değeri görmemekte, değerli olduklarını hissedememektedir.  Öğrencilerin her birinin ayrı bir birey olduğu ve farklı kişilik özellikleri, ilgi alanları ve yeteneklere sahip olduğu, öğrenme kapasitelerinin de farklılık arz ettiği görmezden gelinmektedir. Öğrencileri tanımaya yönelik etkinlik ve çabaların az oluşu, bu düşüncemizin temel dayanağıdır. Her öğrenci tanınmaya çalışılmalı, ona özel ilgi gösterilmelidir. Çocuklar, özel olduklarını hissetmek, kendileriyle ilgilenildiğini fark etmek ister. Öğretmenlik, fedakârlık ve uzmanlık mesleğidir.Bu hakikati bilen ve göz önünde bulunduran hiçbir eğitimci, “öğrencileri tanımanın ve her birine farklı yaklaşmanın meşakkatli olduğu” şeklinde bir yakınmada, serzenişte bulunmayacaktır. Farklı yöntem ve tekniklerin işe koşulmasıyla öğretmenler, bu sorumluluklarını ekonomik ve amacına uygun bir şekilde yerine getirebilir.Öğretmenler, öğrencilerini tanıma, onlara ilgi gösterme mesuliyetini üstlendiklerinde öğrenci-öğretmen ilişkisi gelişecek, böylece çocukların akademik, sosyal ve psikolojik bakımdan gelişmeleri yolunda önemli bir girişimde bulunulmuş olacaktır.
•    Öğretmenlerimizin öğrencileriyle iletişim alışkanlıklarını gözden geçirmeleri gerekmektedir. Çünkü bazı öğretmen davranışları, çocukların kişilik gelişimi ve ruh sağlıklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Hakaret, şiddet, aşağılama, tehdit bu davranışların en önemlileridir. Bu davranışları, çocuklarımızın öz güvenlerine, öğrenme motivasyonlarına ve okula bağlılıklarına büyük zararlar vermektedir. Geleceği inşa etme mesleği olan öğretmenliği icra eden bireylerin çocuklara karşı çok daha hassas yaklaşmaları, öğrencilerle ilişkilerinde merkeze, onların hak ve özgürlüklerini koymaları gerekmektedir. 

•    Eğlenmek, çocukların en önemli ihtiyacıdır. Ancak okullarımız, onları eğlendirmekten uzak mekânlar olarak görünmektedir. Okullar, öğrencilerin eğlenme ihtiyacını karşılayamamakta hatta göz ardı etmektedir. Okulda iyi vakit geçirir, eğlenirlerse çocukların okula gitmek için çok önemli bir nedenleri olacaktır. Oyunlar oynamak, ilgi duydukları, yetenekli oldukları alanlarla ilgili etkinlikler yapmak, fiziksel aktivitelerde bulunmak okulun eğlenceli bir yer olarak algılanmasını sağlayacaktır. Bunun için teneffüslerde, çocukların planlanmış, organize edilmiş oyunlar oynamaları, fiziksel, sportif ve ilgi alanlarıyla ilgili etkinliklerde bulunmaları sağlanmalıdır. Okulu eğlenceli bir yer olarak görürlerse çocuklar, bunun kendilerine verilen değerden kaynaklandığını düşünecek, böylelikle okula bağlılık duymaya başlayacaktır.
•    Çocukların okuldaki dinlenme süreleri yetersizdir.Teneffüsler, dinlenme ihtiyacını karşılayacak uzunlukta değildir. Üstelik teneffüslerde öğretmenler tarafından verilen bazı görevlerle zaman zaman öğrencilerin dinlenme hakları gasbedilmektedir. Teneffüsler, öğrencilerin derslerde yüklendikleri zihinsel ve fiziksel yükleri boşalttıkları, rahatlama yaşadıkları, stresten uzaklaştıkları zamanlardır. Öğrenciler teneffüslerde, arkadaşlarıyla iletişim kurarak, oyunlar oynayarak ya da fiziksel bir aktivitede bulunarak iyi vakit geçirme fırsatı da bulmaktadır. Bu nedenle teneffüs süreleri, şu andakinden daha uzun hâle getirilmeli ve çocuklarımızın bu süreleri en iyi, en verimli şekilde kullanmaları sağlanmalıdır.

•    Bir okul günü, çok uzun sürmektedir. Çocuklar, günlerinin yaklaşık üçte birini okulda geçirmektedir. Bu süre zarfında dokuz saate kadar ders görmektedirler. Okul gününün uzun olması, günün geri kalanında kendilerine ayırabildikleri süreyi kısaltmaktadır. Bireyler, ilgi alanları, onlara zevk veren etkinlikler için ne kadar vakit bulabilirse o oranda mutlu olur. Bir okul gününün çok erken denilebilecek bir saatte başlamasından dolayı çocukların uykularını alamamalarının okul gününün uzun olmasının sebep olduğu memnuniyetsizliğin etkisini artırdığının da altı çizilmelidir.
•    Fiziksel özellikleri ve sunduğu imkânlar bakımından okullarımız, cazibesi olmayan, konforsuz yerlerdir.Bir başka deyişle okullarımız, çocuk dünyasına hitap etmemektedir. Çocuklar, okulda huzurlu, güvende ve mutlu hissetmeli, evindeymiş gibi rahat etmelidir. Okullarımızın fiziki koşulları bu ilkeye uygun hâle getirilmelidir.
•    Okul bahçelerinin ve okuldaki diğer mekânların çocukları sınırladığı, engellediği dikkat çekmektedir. Birçok okulumuzda, spor salonu ve sahaları ile oyun alanlarının bulunmayışı, büyük bir dezavantajdır. Okul bahçeleri, aynı anda farklı birçok oyunun oynanmasını, fiziksel aktivitede bulunulmasını, spor yapılmasını sağlayacak şekilde düzenlenmeli, her okula bir spor salonu kazandırılmaya çalışılmalıdır.
•    Çocuklarımız bir okul gününde, peş peşe, kendilerinin belirlemediği, kendileriyle ilgili herhangi bir şey bulamadıkları, yoğun içeriklere maruz kalmakta, dersten derse koşturmaktadır. Daha da vahimi, öğrencilerimizin öğrenmesi değil, ezberlemesi önemsenmekte, hedeflenmektedir.  Bu nedenle ezberlemede becerikli öğrenciler, sistemin tanımladığı akademik başarıyı elde edebilmektedir. Çocukların öğrenmesine odaklanılmadığı için derslerde aktif olmaları da ihmal edilmekte ve öğrencinin merkezde olmadığı yöntem ve tekniklerle yürütülen bir öğretim gerçekleştirilmektedir. Derslerde etkin olma fırsatı bulamamaları öğrencilerin sıkılmalarına, derslere ilgi duyamamalarına yol açmaktadır. Bunun önüne geçmek için öğrencilerin aktif oldukları, konuştukları, tartıştıkları, soru sordukları, eğlendikleri, merak ettikleri, yaratıcı oldukları, ürettikleri, problem çözdükleri, sorumluluk aldıkları öğrenme ortamları yaratılmalıdır. 
•    Okullarımızda, hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin merkezi sınavlara hazırlanmalarının yarattığı rekabet ortamı, çocuklar için katlanılamaz bir boyut kazanmıştır. İlkokul ikinci sınıftan itibaren öğrenciler, deneme sınavlarıyla yüz yüze gelmekte, kendilerini oldukça yıpratıcı bir yarışın içinde bulmaktadır. Öğretmenler ise çocukların birbirlerine karşı acımasız olabildikleri bu rekabeti desteklemektedir. Öğretmen ve öğrencilerin tamamının tek hedef olarak gördüğü merkezi sınavlara büyük anlamlar atfedilmeye devam edildiği müddetçe rekabetçi bir yaklaşımdan kurtulup çocukların sorumluluk alabildiği, özerk olabildikleri ve kendi ilgi alanları ve özelliklerine göre öğrenebildikleri bir öğrenme ortamının oluşması mümkün görünmemektedir. Merkezi sınavların çocuklarımız üzerinde yarattığı stres, onları âdeta tüketmekte, mutsuzluğa itmektedir. Hâlbuki PISA verileri, öğrenciler arasındaki rekabetin öğrencilerin öğrenme düzeyiyle açık bir ilişkisinin olmadığını da ortaya koymaktadır. Öyleyse okullarımızda, dünyada birçok ülkede önemli bir ilke hâline gelen “rahat öğrenme kültürü”nü, yani rekabetten, standart sınavlar ve sınav odaklı hesap verirlikten uzak öğrenme anlayışını yaratmaya çalışmalıyız. 
•    Öğrencilere okulda sunulan, gösterilen tek hedef,özellikle merkezi sınavlarda elde edilecek yüksek puanlarla yakalanacak akademik başarıdır. Öğrencilerin matematik, fen bilgisi, Türkçe ve diğer derslerde ezberleme güçleri sayesinde başarılı olmaları odak noktamız olmamalıdır. Okullarımız, çocukların yeteneklerini ortaya çıkarmayı ve bunları geliştirmeyi gaye edinmelidir. Toplumun birçok yönü, özelliği vardır. Bu nedenle yazar, sporcu, ressam ve müzisyene de ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır. Eğitimciler, çocukların yeteneklerine rehber olmayı ilke edinmelidir.Yetenekleriyle ilgili etkinliklerde bulunmak, bireylerin kendilerini gerçekleştirme yolunda geçecekleri en önemli aşamadır. Üstelik kişilerin yeteneklerini kullanarak elde edecekleri başarılar, sergileyecekleri üstün performanslar başka insanların mutlu olmalarına da katkıda bulunacaktır.
•    Özgürlük algısı, mutluluğun önemli kaynaklarındandır. Demokratik olmayan okul ve sınıf ortamlarında, çocuklarımızın özgürlüklerinin gözetildiğinden söz etmek mümkün değildir. Çocukların özgür bireyler olduklarını hissedebilmeleri için okul ve sınıflarda, demokrasi tesis edilmelidir. 
•    Akranları kaynaklı zorbalık, dışlanma, mobbing (bezdirme, bezdiri) de çocukların okulda mutsuz olmalarına neden olmaktadır. Okul öncesi dönemden başlamak üzere sağlam, sistematik ve işlevsel bir karakter eğitimi ile çocukların birbirlerine karşı saygılı, sorumlu ve nazik davranmaları sağlanabilir. Ayrıca öğrencilerin birbirleriyle ilişkilerinin geliştirilmesine de önem verilmelidir. Çocukların birbirleriyle ilişkilerini geliştirmek, öğretmenlerin önemli bir diğer mesuliyetidir. 
Çocuklarımızın okulda mutlu olmaları sağlanırsa kendilerini keşfetmeleri, hayatta başarılı olmaları, kendilerine ve insanlığa yararlı bireyler olmaları yolunda en önemli adım atılmış olacaktır. Bundan dolayı eğitim yöneticileri, öğretmenler, ebeveynler ve araştırmacıların üzerinde en çok durmaları gereken sorular,“Çocuklarımız okulda niçin mutsuz?Çocuklarımızın okulla ilgili olumsuz tutumlarının nedenleri nelerdir?” olmalıdır.

Bahadır GÜLBAHAR
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.