Çocuklar keşfedilmeyi bekliyor

İnsanlar farklı yaratılmıştır. Bireylerin yetenekleri, ilgi alanları da farklılık arz eder. Fakat dünyadaki birçok eğitim sistemiyle beraber bizim eğitim sistemimizin de en büyük zaaflarından biri, çocuklardan yalnızca bir model yaratmaya çalışma, hepsini aynı hedeflere yöneltmedir.

Çocuklar keşfedilmeyi bekliyor

Çocuklar keşfedilmeyi bekliyor

İnsanlar farklı yaratılmıştır. Bireylerin yetenekleri, ilgi alanları da farklılık arz eder. Fakat dünyadaki birçok eğitim sistemiyle beraber bizim eğitim sistemimizin de en büyük zaaflarından biri, çocuklardan yalnızca bir model yaratmaya çalışma, hepsini aynı hedeflere yöneltmedir.

Bu tasarruf, büyük ölçüde çocukları, birbiriyle aynı özelliklere sahip boş levhalar, sonunda aynı formu almaları beklenen balmumları olarak görmekten kaynaklanmaktadır. Hâlbuki her çocuğun doğuştan sahip olduğu farklı özellikleri, yetenekleri vardır. Her çocuk biricik ve eşsizdir. 

Çocukların biricik ve eşsiz olduklarını onaylamak cesaret ve sorumluluk ister. Zira bu gerçeği benimsedikten sonra buna uygun davranışlar geliştirmek, eylemlerde bulunmak icap edecektir. Çocukların farklı olduklarını kabul etmek, eğitimcilerin yükümlülüklerinin artması demektir. Bu kabul, çocuklarla tek tek ilgilenmeyi, onlara rehberlik etmeyi, yetenekleriyle beraber güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarma çabası sergilemeyi gerektirir. Bunu başarabilen öğretmenler, öğretmenlik rolünü tam anlamıyla, layıkıyla sergilemiş olacaktır çünkü öğretmenliğin temeli özveri ve fedakârlıktır. Ne yazık ki hâlihazırda, çocukların her birine faydalı olma, özel ilgi gösterme kaygısı, çok az öğretmenin payına düşmektedir. 

Öğretmenler için kolay olan, öğrencilere tek bir hedef sunmaktır. Böylelikle aslında yalnızca bir öğrenciye, tek bir bireye hizmet etmiş olarak daha az yükün altına girmiş, bireysel farklılıklara yönelmenin, eğilmenin yaratacağı külfetten kaçmış olmaktadırlar. Külfet diyorum çünkü bireysel farklılıklar, emek ve çaba gerektirir. Öğretmenlerimizin çocuklara gösterdikleri hemen hemen yegâne hedefin merkezi sınavların tayin ettiği başarı olması, durumu daha da can sıkıcı hâle getirmektedir. Çünkü öğrencileri bu şekilde yönlendirmeyle farklılıkların, yeteneklerin üstüne sünger çekilmiş olunmaktadır. Çocuklar, sıralama sınavlarından alacakları yüksek puanların âdeta var oluş amaçları olduğuna, başta öğretmenler olmak üzere hayatlarındaki yetişkinlerce ikna edilmeye çalışılmaktadır. Yaşamlarının merkezine bu sınavları koyan öğrencilerin ilgi alanlarına yönelme, yeteneklerini sergileme, sanata ya da spora ilgi duyma, doğayı keşfetme ihtimalleri neredeyse kalmamaktadır. Ebeveynler de öğretmenlerle eş güdüm içinde hareket etmektedirler. Şu sebeple ki çocuklarının iyi bir meslek sahibi olmalarının tek yolunun merkezi sınavlarda başarılı olarak en yüksek puanlı okullara girmek olduğunu düşünmektedirler. Okulları için en etkili reklam aracı olacağına inandıklarından okul yöneticileri de öğrencilerin sınavlardan alacakları yüksek puanların başarının en önemli ölçütü olduğunu kabul etmektedirler. Hâl böyle olunca öğretmenler, veliler ve okul yöneticileri hep birlikte, sınavlardan, sınavların yarattığı stresten dört duvarlar yaratmakta ve çocukları hapsetmektedirler. Bu “acımasız” ortamdan öğrencilerin hissesine ise koca bir mutsuzluk düşmektedir. Rekabet, yarışmak, çocukları yormakta, ruh sağlıklarını bozmakta, hatta kişiliklerine, insani hasletlerine zarar vermektedir. Birbirinden nefret eden, birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan, kuyusunu kazan öğrenciler peyda olmaktadır. Okullarında kendi dünyaları, ilgi alanları, yetenek ve zevkleriyle ilgili neredeyse hiçbir şey bulamamak da öğrencilerin mutsuzluğuna tuz biber ekmektedir. Yetişkinler, ancak iyi bir meslek sahibi olurlarsa çocukların mutlu olabileceğini düşünmekte, onları asıl mutlu edecek etkenlerden habersiz bir tutum sergilemektedirler. Oysaki çocukluk dönemi mutluluğu, en anlamlı ve hayatımıza en çok tesir eden mutluluktur.

Öğretmen, ebeveyn, okul yöneticisi bütün yetişkinler, çocuklarımızın en iyi okullarda okumalarını, bize göre muteber meslekler edinmelerini isteriz. Saygın bir meslekle ilgili temel, hatta tek ölçütümüzün yüksek refah seviyesi olduğu da hepimizin malumudur.Peki bizim belirlediğimiz mesleklerin çocuklara uygun olup olmadığıyla ilgilenmekte miyiz? Millî eğitimimizin temel ilkelerinden “yöneltme”ye ne kadar bağlı kalmakta, buna uygun hareket etmekte miyiz? Bütün çocuklar yeteneklidir ve her birinin ilgi duyduğu alanlar vardır. Eğitim sistemimizin, eğitimcilerin ve ebeveynlerin çocukların yetenek ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmaya ehemmiyet verdiğini sanırım hiç birimiz iddia edemeyiz. Bir diğer ifadeyle çocukların istek ve ihtiyaçlarını, özgürlüklerini hakikaten önemsediğimizi söyleyemeyiz. Keşke biz yetişkinler, çocuklarımızın yeteneklerini keşfetmenin öneminin farkına varsak… Keşke çocuklarımızı yetenek ve ilgi alanlarına göre gerçek anlamda yönlendirebilsek… Keşke her çocuğun yetenekleri doğrultusunda eğitim görmesinin koşulları sağlanmış olsa…

Yetenek ve ilgi alanlarına uygun etkinliklerde bulunmak,bireyi de onun üzerinden diğer insanları da olumlu yönde etkiler. Müziğe ilgi duyan, yeteneği olan bir çocuk,müzisyen olursa mutlu olur; sanatı yoluyla başkalarını, hatta kitleleri dahi mutlu eder. Başarılı bir sporcu yüz binleri coşturabilir, motive edebilir, onlara rol model olabilir. Yetenekleri keşfetmeye yatırım yapar ve bunda başarılı olursak ülkece kazançlı çıkar, maddi ve manevi faydalar elde ederiz.Dolayısıyla çocuklarımızdaki cevherleri bulmayı önceleyen bir eğitim kültürünü nasıl yaratabileceğimizi vakit kaybetmeden düşünmeye başlamalıyız.

Bahadır Gülbahar
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.