Çocuklarınıza anlatın...

Çocuklarınıza! Bu şehri beton yığınlarına, kırsalını  çöle bizler çevirdik... Sizlerin geleceğine ihanet ettik. Katliamları seyrettik. Diyebilecek misiniz; Sanmam. Park ve bahçeler doğa değildir. Gerçek çeşitlilik içinde yoktur. Yaban ürkektir. Kırılgandır. Gün gelir öfkesini misliyle alır. Bizler yıkıp, yakıp yok edeceğiz, çocuklara öfke ve kasırgalar, bırakacağız. Nitekim öyle olmuyor mu?

Çocuklarınıza anlatın...

Çocuklarınıza anlatın...

Çocuklarınıza! Bu şehri beton yığınlarına, kırsalını  çöle bizler çevirdik... Sizlerin geleceğine ihanet ettik. Katliamları seyrettik. Diyebilecek misiniz; Sanmam. Park ve bahçeler doğa değildir. Gerçek çeşitlilik içinde yoktur. Yaban ürkektir. Kırılgandır. Gün gelir öfkesini misliyle alır. Bizler yıkıp, yakıp yok edeceğiz, çocuklara öfke ve kasırgalar, bırakacağız. Nitekim öyle olmuyor mu?
Medeni toplumlar örgütlüdür. Devlet yöneticileri için STK'lar önemlidir. Gelişmiş toplumlarda STK'lar ücretsiz danışmanlık görevi yaparlar. Bizde Çevre kuruluşlarına potansiyel suç örgütü olarak bakılır. Devlet; Doğayı ve Çevreyi Korumaları için görevlendirdiği, maaş verdiği erozyon aktörlerinin altında eyyamcı tutumları vardır. Siyaseten oturtulduğu koltuklardan kalkmamak, kendilerine milletin sırtından sunulan nimetten yoksun kalmamak için efendilerine koşulsuz hizmet ederler. Bunlardan bu ülkeyi korumalarını beklemek beyhudedir. Bu ülkede siyasetçi için Liyakatin önemi olmadığı için vasıfsız kimliklerin koltuk işgalinin sonucudur talan, vurgun ve erozyon.
Bunlar ceplerinden para harcayarak gönüllü hizmet üreten STK'lardan asla hoşlanmazlar. Nedeni ise STK'lar bunlar çalışmaya, üretmeye zorlar. Onların işine gelmeyen tek şey tenkittir. Bunlar hiç bir şeyde üretmeden günlerini yan gelip yatarak, makamın kendilerine sağladığı konforu sonuna kadar kullanarak günlerini tamamlamanın ardından arkalarında görev artıkları bırakarak giderler.  
Hata ve yanlış açıkça ortada iken. Dünya'da hiç bir kurum veya kişi yanlışı savunmaz. Türkiye hariç!!! Bu şehir hariç!
25 Ocak 2009 yılında Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Bekir Coşkun'un bir yazısı var. Bu yazıyı aynı yıllarda köşe yazımda değerlendirmiştim.
'Seyfe Gölü uzaktır...
GÖLÜN suyunu kestiler. Şimdi "Niye kurudu?" diye düşünüyorlar.
Göle su sağlayan havzanın suyunu kanallar açarak ve çok para harcayarak kuruttular.
Şimdi arada bir gidip bakıyorlar:
"Göl niye kuru?..."
Seyfe Gölü, Anadolu bozkırının ortasındadır.
Her sonbahar Rus steplerinden gelen milyonlarca flamingo, balıkçıl, yaban kazı, yeşilbaşlar bu gölde toplanırdı. Orası büyük göç yolu üzerinde toplantı yeriydi'. Diyerek; başlamış yazısına. 
Seyfe Gölü bu tarihten önce 2004 yılında kuruma sinyalleri vermeye başlamıştı. 1989 yılında Seyfe Gölüne yönelik alınan kararın açıklanmayan kanadında "KURUTMA" vardı. Devasa kanallar fazla suyu Delice ırmağına akıtmak değildi. Seyfe'nin suyunu boşaltmaktı. 1991 yılında kanallar bitti. Seyfe Gölünün çevresine Pompajlı ve Binlerle ifade edilen Keson kuyular açıldı. 25 600 hektarlık göl 5 bin hektara düştü. Göle can veren kaynakların üzerine kuyular açtılar. İlçe atığını sinsice göle boşaltmaya başladılar. 26 yıl sonra beslenme kaynakları tamamen yok olan göl sadece Yağmurlara iklimsel faktörlerin insafına kaldı. Gölü önce kuşlar terk etti. 183 kuş tür sayısı birden 13'e kadar düştü. Bunların sayıları da bir elin parmaklarını geçmedi.
Bunlar yetmedi. Göç yolu üzerine Rüzgar enerji sistemleri yaptılar. Şu sorunun cevabını kim verebilir. "Geleceğin emanetini böyle koruyorlar ama; Seyfe Gölü öldü.
Bekir Coşkun yazısına devam ediyor. 
'Ve benim görüp aşık olduğum, sevdamdı Seyfe Gölü... Ama artık yok...
Kaç senedir kuşlar uzak yoldan bulut, bulut yine geliyorlar, gölün üzerinde daireler çize, çize dönüp duruyorlar. 
Tıpkı depremde yıkılmış bir kentin, canlı kalmış fertleri gibi çığlıklar ata, ata... Ve gidiyorlar'...
Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi Coğrafya Bölümü yüksek lisans öğrencileri, Seyfe’yi kurtarmak için yollara düştüler; Gökhan, Okan, Muhammed... Prof. Dr. Murat Türkeş’in danışmanlığında adeta çırpınıyorlar.
Devlet adamlarının ayıplarını yüzlerine vura, vura...
Ağlamaklı köylüler onlara, "Niye geç kaldınız, otuz sene önce neredeydiniz?" dediler, ama geçlerin en büyüğü 24 yaşındaydı...
Proje Koordinatörü Hülya Çeşmeci, Seyfe’nin son halinin fotoğrafını getirdi; suyun yerinde bir beyaz toz var...
Ölmüş Seyfe...
Akademisyenler o beyaz tozun, çevre insanında yoğun kansere yol açmakta olduğunu tespit ettiler...
Sadece göl ölmüyor... Sadece gölün kuşları da ölmüyor... Göl öldüğünde, kendi insanını da yok eder... 
Kuşlar gibi çekip gidenler giderler... 
Kalanlar yaşayamaz...
Sonuçta; bir avuç genç yaşatmak istese de, yüzlercesi gibi Seyfe de devletin koltuklarına oturmuş aptalların elinden kurtulamadı...
Bilgisizliğin, görgüsüzlüğün, açgözlülüğün, hırsızlığın, yağmacılığın, bedavacılığın öbür kurbanı tam 300 sulak gibi...
Seyfe; gözlerden uzak ölürken, onun öyküsü, bu verimli-güzel yurdun nasıl yok edildiğinin en kısa hikayesidir belki'...
Bu yazının üzerinden tam tamına 8 yıl geçti. O gün doğan çocuklar şimdi 8 yaşındalar. Seyfe Gölünün nasıl öldürüldüğünü dahi bilmeyecekler. Onlarda çocuklarına bir Step şehrinde nasıl yaşanır öğütleri verecekler sanırım. Bilgi çağında büyüyen çocuklarınıza nasıl anlatırsınız bu şehrin erozyonunu?
Anlamak, anlatmak çok zor. Bir tek çalıya dokunmadan yol çalışması yapılabilirdi. Hatta otoban yapılabilirdi. En kolay yol seçildi. Gelecek biçildi. Temiz hava, Yağmurları kestiler. Doğradılar parçaladılar koskoca 5 bin yeşil ağaçları. Kestikleri ağaçları yakmak için nerelere götürdüler. O ağaçları fidanken biz diktik. O ağaçlar kamu malı. Kestikleri dozerlerle parçalayarak söktükleri ağaçları kimlere verdiler? Ağaçların yataklarına katran yüklü asfaltı ve fırtınaları döktüler yol diye. Niçin? Bu sorunun cevabı yok. Katliama tanıklık edilmesin diyerek yolu kapattılar. Bölgede her yıl takip ettiğimiz bölgesel soğanlı ve patates köklü biteylerin sayımlarını bu yıl yapamadık. Biyo kaçakçılık yine yapılıyor. O bölgede yumurta ve bitki toplanması yine yapılıyor. Bizim içimiz acıyor. Kırşehir'in doğası çalınıyor, yok oluyor; kimsenin sesi çıkmıyor. 
Gecikmiş adalet, adalet değildir. Hukukun üstünlüğünü biz yanlış öğrenmişiz. Adaletin tecellisi nasıl bir şeydir? Yanıtı yok...
5 Haziran Dünya Çevre günü. Hangi amaçla bu tarih, nerede, ne için ve neden tespit edilmiş bunları yazmayacağım. Çevre ve ekoloji istediğimiz gibi hor kullanacağımız alanlar değildir. Bilinçli ve eğitimli toplumlar çevre erozyonlarının bir felakete yol açacağını çok iyi bilirler. Ağacı "ODUN" olarak gören bir zihniyetin düşüncesi ile, toprağa bir damla yağmur tanesi düşsün diyerek ağaçlarını özenle koruyan, projede olmayan bir ağacın karşılarına çıkmasıyla proje değişikliliği yapan ve ağaca dokunmayan anlayışın, trafik lambasını onarırken çalışmayı engelleyen ağacın dalını kesmek yerine çalışma bitinceye kadar dalı bağlayarak onarımını tamamlayan anlayış arasında dağlar kadar fark var; desem ne değişir ki; biliyorum ki;  hiçbir şey değişmeyecek...
Kırşehir'de Doğa ölüyor. Milli, servetten ayrılan pay heba oluyor, ülke insanın refah payı yok ediliyor.
Ağaç yoksunu bir şehirde yaşıyoruz. Kervansaray dağlarına insan eliyle dikilen yaklaşık 5 milyon çam ağacı önce böcek (Sprion Pini-Çam Yaprak Arısı) istilası sonrası kurudu. Süresi içinde sadece seyredilen tahribatın boyutları büyüdükçe büyüdü. Bizlerin içi yanarken seyredenler. Mazeret üretenler vardı. Sorumlular kendilerin savunuyorlardı. Emareler çıktığında neredeydiniz? Sorusuna yanıt yoktu. Zira eyyamcı anlayışın; Kırşehir'in bozkırına yağmur ve oksijen sağlayan ağaçlara ne denetim, ne kontrol gibi lüksleri vardı. Onların tek amacı K.... koydukları koltuğa yapışmaktı ve öyle yaptılar. Salgın bir uçtan bir uca yayıldı.
Kırşehir'de Doğa katlediliyor. Bu kirliliğin nedenleri olan anlayışın uzantıları 5 Haziran Dünya Çevre günü Kırşehir valisini ziyaret ettiler. Vali beye ne anlattılar? Vali bey onlara ne sordu kim bilir.
Bunlarda yürek yok. STK'larla yüzleşemezler. Bunun içindir ki; siyasete vıcık, vıcık bulaşmış anlayışın 5 Haziran Dünya Çevre gününü, Doğa katliamı içinde kutlayanlara!!! 
Görüşlerimiz açıklamak istedik. Cevap verilmedi. Dinlenmek için davet edilmedik. Kente yönelik yapılacak her faaliyette STK temsilcilerinin görüşlerini alan Vali Necati Şentürk gitti. Kendilerini ilk ziyaret ettiğimde Bana Seyfe gölünü, kuş sayılarını, çevresel erozyonu ve ne yapmalı sorularını  sormuştu. Şimdi Şentürk'ün yerine geleni tanımıyoruz demek beni çok üzüyor.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.