Çöle mahkum edilmek...

1992 tarihli Rio Çevre ve Kalkınma Deklarasyonu’nun sekizinci ilkesinde “Bütün insanlık için sürdürülebilir kalkınma ve daha yüksek bir yaşam kalitesi sağlamak için, Devletler sürdürülemez üretim ve tüketim modellerini değiştirmeli ve uygun nüfus politikalarını ön plana çıkarmalıdır

Çöle mahkum edilmek...

Çöle mahkum edilmek...

1992 tarihli Rio Çevre ve Kalkınma Deklarasyonu’nun sekizinci ilkesinde “Bütün insanlık için sürdürülebilir kalkınma ve daha yüksek bir yaşam kalitesi sağlamak için, Devletler sürdürülemez üretim ve tüketim modellerini değiştirmeli ve uygun nüfus politikalarını ön plana çıkarmalıdır.” Derken bizdeki çarpık, kural dinlemez anlayış, Rio Çevre ve Kalkınma Deklarasyonu’nun açıklaması sürdürülebilir yaşam değerlerinin rafa kaldırılma anlamına mı gelmektedir.

Ayrıca; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 1992 yılında Sürdürülebilir Orman Yönetimi hakkındaki bildirisi şu şekildedir: “Orman kaynakları ve orman alanları, bugünkü ve gelecek nesillerin sosyal, ekonomik, ekolojik, kültürel ve ruhsal ihtiyaçlarını sürdürülebilir bir şekilde karşılamak üzere idare edilmelidir. İhtiyaç duyulan orman ürün ve hizmetleri; odun, su, gıda, yem, siper, istihdam, rekreasyon, doğal yaşam ortamı, peyzaj çeşitliliği, karbon havuzları ve rezervleri ile diğer orman ürünleridir. Ormanların çok yönlü faydalarını idame ettirebilmek için hava kirliliği dahil her türlü kirliliğe, orman yangınlarına, böcek ve hastalıklara karşı koruyacak uygun tedbirler alınacaktır". Derken bu sözleşmeye taraf olan Türkiye'nin, konuyla ilintili ve ilgili olan bürokratlarının  bir koordinasyon sorunu yaşadığı muhakkak. Bu sözleşmenin yüklediği sorumluluğu bilmeyen liyakat ötesi siyaseten oturtulmuş Genel ve Bölge müdürlükleri ile bölgeye hakim olması gereken korkuları kendinden maruf makam işgalcileri ne işe yarar! Ya da Kırşehir'e yön verenlerin bu sözleşmelerden bir haber mi, yoksa bilmiyorlar mı! Diyelim...
Giderek kuraklığa mahkum oluyoruz. Bunun en büyük tehdit unsuru insanın kendisi. Oysa insan yaşamının en temel şartlarından bir diğeri de temiz hava yanında sudur.
Kervansaray dağlarında insan eliyle oluşturulmuş milyonlarca ağaç böcek istilasıyla yok oldu. Bu tahribatın üzerinden bir yıl geçti mücadele gerçekleştirilemedi. Bu mücadelede son dönemece girildi. Kervansaray ormanlarına veda zamanı çok yakın... 
Boztepe ilçesi otoyolu iyileştirme yönünde yapılan binlerce ağaç kıyımını perdelemek için yol ulaşıma kapatıldı. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir önlem yoktur. Çağdaş ülkelerde bunlar yaşanmaz. Hukukun üstün olduğu ülkelerde denetim hasır altı yapılmaz.  
Üstlenici firmanın yapması gereken, önceliklerinin arasında çalışma alanına bilgi levhası takması yasal bir zorunluluktur. Var mı? Yok!!! Bu adı sanı belirsiz bu firma proje gereği yaptığı kıyım için kamuflemi oluyor dersiniz! (İhalelerin Şeffaflığı)
Yol üzerinde emniyetli geçişi sağlamakla mükellef olan, gerekli önlemleri almakla yükümlülüğü olan bu firma değil de, Kırşehir Emniyet Müdürlüğümü?  Yine aynı ilgili firmadır ki; bu-da ihale şartnamesinde vardır. Neden uygulamaz. Bu firma imza attığı sözleşme bazında niçin denetime alınmazda bir kasaba iki belde ve 7 parça köyü bağlayan yol kapatılır! Bunu anlamak mümkün değil. Bu yolu 20 Km ve daha fazla uzatmak akılcılık olamaz. İnsanların zaman ve yakıt gibi ekonomisine niçin zarar verilir ki?
Fransa'da yapılan bir yol inşasında karşılarına çıkan bir ağaç için proje değiştirilirken, Mustafa Kemal Atatürk "Bir köşk için bir ağaç feda edemem"... Diyerek, ağaç yerine köşkü yerinden kaldırdığını biliyoruz.
Doğa fakiriyiz. Kır bir şehri Bozkıra çeviren anlayışa ne demek gerekirse dememiz gerekiyor. Kırşehir valisinden bir ricam var. Lütfen beni yakında yapılacak olan ilk Koordinasyon toplantısına çağırınız. Karayolları ve Orman Bölge Müdürlerine ihaleye yönelik soracağım birkaç soru var. Kırşehir halkının diktiği fidanları yok etmeyen hiç ama hiç kimsenin hakkı yok. O yol mutlak yapılması gerekiyorsa bir çalı dahi kesilmeden pekala yapılabilirdi. Çünkü bu ülkede koordinasyon yok. İhlale takipçileri, İş bitiriciler ve bu işe hazır müteahhitler, kotarıyor bu işi...
Bu şehirde beyler ellerinde fidanlarla Vali beyi de yanlarına alarak her hafta birkaç fidan dikerek şov yapma, fidan dikme peşindeler. Yok ettikleri. Yok edilenleri görmezden gelerek kamuoyunu yanıltmaya yönelik şov. Milyonlarca ağaç kurudu. Binlercesi; yol bahanesiyle katledildi. Kim kimi kandırıyor. Sizler mevcut olanları koruyamadınız. Hiç değilse yalanların arkasına sığınmayın. Kuruyanlara bahane buldunuz. Zamanında ve süresi içinde müdahale etmediniz. Kurumalar ilk başladığında sesiniz soluğunuz çıkmadı... Seyrettiniz. Kuruma giderek yaygınlaştı. Mücadele yapmadınız. Genel müdürlüğü sıkıştırmadınız. Bölge Müdürünün Dünya'dan haberi yok. Bu yok oluşun vebali var. Bunun hesabını soramıyoruz. Zaten hesap verende yok. Bunun içindir ki, sizler ellerinizde sadece görüntü vermek için diktiğiniz o fidanlara da bir kulp takıp yok edeceğiniz kesindir. Zira Doğaya saygısı olmayanların insanlığa saygısını beklemek beyhudedir.
Bu şehirde Mutlak Tarım Alanları Kanuna rağmen hızla yok edilirken. Çevresel kirlilik alabildiğine artarken. Hayvansal atıkların yol boyu teşhirine sunulduğu alan olmuşken. Sizler bu işin neresindesiniz. Benden daha çok konuşan, ikna edemeyen ilgili müdürler. Ağlanacak halimize sadece gülüyoruz.
Seyfe Gölü Haziran ayının ilk haftasında kuruyacak. Doluluk oranı neredeyse geçtiğimiz yıllara göre %30 daha az. Kaynaklarda su yok. Yağışlar yeterli olmadı. Bende Seyfe Gölü çevresini etkileyen  kuraklık ile ilgili ekili alan fotoğrafları var. Kuraklık kapıda. Kuraklık parası vererek bu işi geçiştirmek kalıcı çözüm olabilir mi? Seyfe Gölü çevresinden olan falezler noktasında sıfır noktasına sürülüp ekilmiş. Bölgede endemik türler yok edilmiş. Üniversite kulağının üzerine yatmış. Sadece Yazık diyorum. Bu ülke bizim beyler. Bu şehir bizim. Çocuklarımızın.
İklim koşullarında yaşanan değişiklikler, ormanları, aşırı hava durumlarına karşı savunmasız kılabilir. Yağışlardaki değişiklikler (daha az veya çok yağış alması), yeni iklim koşullarında daha iyi büyüyebilen ve hayatta kalabilen türlerin, var olan ağaç türlerinin yerini almasına neden olabilir. Avrupalı bir damla yağmur tanesi için var olan ormanlık alanlarının geliştirme peşindeyken biz katletmenin peşlindeyiz.
Bu farkındalık özellikle ormanların iklim müzakerelerinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği Paris COP 21 anlaşması ile daha da artmıştır. Karbon yakalama ve iklim değişikliğini azaltmak söz konusu olduğunda, ormanlar belki de yönetebileceğimiz tek doğal unsurdur. Bu sözleşmelere Türkiye sadece laf olsun diye mi taraf. Uygulamalarda bu işin neresindeyiz?
Ormanların yaşam ortamlarının yok olması, istilacı türlerden kaynaklanan yüksek riskler, kirlilik ve iklim değişimi de dahil pek çok zorlukların yanı sıra ağaçlar insan kaynaklı olan bu yok oluşa birde tahribat eklenirse! Sonuç olarak katliam çıkar ortaya. Hiçte elzem olmayan ulaşım ağlarının inşası ve çarpık kentleşme de ormanlara baskı uyguladığı gerçektir.
Ormanlar tarım alanları veya kentsel gelişim arasında birçok küçük parçaya bölündüğünde, bu parçalanma, orman ve ormana bağımlı türleri etkilediği gibi insanı da hiç şüphesiz etkiler. Ormanlar yaşayan eko sistemlerdir. Pek çok canlı türüne ve doğal ortama ev sahipliği yaparlar.
Ağaç dikmek yerine öncelikle korumayı öğretelim çocuklarımıza. Ormanların ağaçların hayati önemini anlatamıyorsanız neden o küçük çocukların ellerine fidan veriyor, dağlara çıkartıyorsunuz? Ağaçlar kökleriyle toprağı tuttukları için, toprak kaymasını, aşınmasını ve su baskınlarını önlerler. 
Boztepe yolu iyileştirme çalışmaları içinde katledilen binlerce ağaç için Erozyonla mücadele eden TEMA nerede. Suya, sabuna dokunmayan sadece seyreden bir STK ne anlam taşır?
Ormanlar, Bitkiler, Hayvanlar ve İnsanlar için doğal su kaynaklarıdır. Ormanlar, bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depolarlar. Bu da iklim üzerinde olumlu etkiler yapar. Aşırı sıcakları düzenler. Sıcak ve soğuğu dengeler. Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Yerleşim alanları çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önler.  Ormanlar yaban hayatı korur. Nesli tükenmekte olan hayvanların üreme, barınmasında koruma alanları oluşturur. Ormanlar doğal afetleri önler, ülke turizmine katkıda bulunur.
Bütün bu faydalarına ve zorunlu gerekliliğine rağmen ağaçların tarla ya da yol açmak için kesilmesi resmen bir cinayettir. Çünkü onlar da cana can veren, bizler gibi soluk olan canlı varlıklardır. Hem bilinçsiz, hem de art niyetli insanların bizleri yok sayarak. Halkı yok sayarak. Milli miras olan orman  ağaçlarını bahanelerle keserek yok etmeleri kabul edilemez. Orman fakiri olan bu şehir ardı arkası kesilmeyen tahribatlarla  daha da zavallı duruma düşürülmekte ise kabahat bu koordinasyonu kuramayanlarda değil mi? Doğayı ağaçlarla donatmak ve korumak gerekirken, bilinçsizce onları kesmek, akıl alır bir davranış olabilir mi?
İnsanlar ihtiyaçlarını karşılarken daha ucuza mal-etme, bir bedel ödememe ve daha fazla tüketme gibi bireysel refah maksimizasyonu yarışına girerken, bireysel ve toplumsal refahın önemli bir bileşeni olan, yokluğunda canlı yaşamının da yok olacağı gerçeği çerçevesinde kaliteli ve yaşanabilir bir çevre yaratmak, korumak, geliştirmek yerine birilerinin çıkarı uğruna tehlikeye sokmaktadır.
Dolayısıyla insan hayatının geleceği tehlikede.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.