Engelleyecek halimiz yok!

Sevgili okurlar;  ülkeyi aldı bir telaş meydanlar şenleniyor.

Engelleyecek halimiz yok!

Engelleyecek halimiz yok!

Sevgili okurlar;  ülkeyi aldı bir telaş meydanlar şenleniyor.
Cumhurbaşkanı ana doluda, başbakan Avrupa da halka sesleniyor.
Muhalefet strateji belirliyor.
Hükümet ve ortağı evet peşine düştü, muhalefet ve yandaşları hayır derdine.
Kimi evet de hayır bekliyor, kimleri hayırda hayır bekliyor.
Allah’ım sen ne büyüksün dinisize de, imansıza da, Müslüman’ım diyenlere de her an ismini hatırlatıyor zikrettiriyorsun.
Senin ismini anmaktan korkanlar bugün senin isminde hayır bekliyorlar.
Senin büyüklüğüne güvenmeyenler, yasalarını yazmakta korkanlar bugün sende evet umuyorlar.
Evet, tinde hayrın da, ne güzel Allah’ım.
Evet, çilerde hayırcılarda dert etmeyin her ikinizde aynı parlamentoyu temsil ediyorsunuz.
Bu sürede Köşemizde yazsak birilerine dokunuyor yazmasak içimize dokunuyor, ne yapacağımızı şaşırdık. 
Bugünkü yazıma Kırşehirlilerin de yakında bildiği yıllardır dilerden düşmeyen adam olmakla iliği anlatılan bir hikâye ile başlamak istiyorum. 
Aslında herkesin bildiği bir hikâye, anlayanlara öğüt olsun diyoruz.
Hikâye mi gerçek mi bilmesek de insanlığa güzel bir mesaj sunmakta.
Çok eskiden bir adamın haylaz yaramaz saygısız bir oğlu varmış. Adam çocuğunun her yaramazlığının sonunda, “Oğlum sen adam olmazsın!” dermiş.
Babasının bu sözü oğlunun çok zoruna gidermiş ve çok üzülürmüş. Aralarında çıkan bir tartışmadan sonra babasına yine saygısızlık yapmış ve almış başını İstanbul’a gitmiş. 
Çalışıp çabalamış okullar bitirip imtihanlara girmiş ve sonunda kendi şehrine vali olmuş.
Daha koltuğuna oturur oturmaz; “Gidin filan köyde şu isimde biri var hemen huzuruma getirin.” diye emir vermiş. 
Valinin adamları da gidip söylenen köydeki yaşlı adamı getirmişler. “Vali seni huzuruna çağırıyor” diyerek adamı apar topar getirmişler. 
Adam benim valiyle ne işim olur dediyse de valinin huzuruna çıkarmışlar.
Koltuğuna iyice yaslanıp gurulu bakışları arsında ihtiyara sormuş:
Ben kimim? 
Beni tanıdın mı?
Yaşlı adam korkmuş oğlunu tanıyamamış.
Siz vali efendimizsiniz, demiş.
Vali intikamını almış olmanın gururu ile
Ben senin oğlunum! 
Demiş. 
Hani sen her iki sözünün birinde, sen adam olmazsın,  derdin ya bak işte adam oldum, hatta vali bile oldum demiş.
Adamcağız meseleyi hemen anlamış:
Beni ayağına bunu söylemek için mi çağırdın? 
Ey oğul, ben sana vali olamazsın değil adam olamazsın, demiştim.
Şayet sen adam olmuş olsaydın, babanı ayağına çağırır mıydın? Sen gelirdin babanın ayağına diye sözü bitirir”, kapıyı örtüp çıkar gider. 
Ne yazık ki öyle insanlar var ki, insanlıktan nasibi almamış, daima karşısındakini küçümser, kendini adam olmuş(!) zanneder. 
Ama bilse ki o ne kadar da zavallıdır. 
Adam gibi adamlığın okuldan alacağın bir kâğıt parçasıyla, ya da bir yerlere oturmakla, seçildim diye hava basmakla olunmuyor. 
İnsan okumakla, seçilmekle, makamla, koltukla adam olunmadığını bu hikâyede bir daha gördük.
Bunu günümüze uyarlamak istersek benim çıkardığım sonuçlar çok;
Sizlerin çıkardığı sonuçlar benimkinden daha çoktur.
Dün sokakta gezerken bunda adam mı olur dedikleriniz bugün Kırşehir’de söz sahipleri.
O koltuklara bir şekilde ya okuyarak ya da yalakalık, onursuzluk yaparak gelen bazılarını yakinen tanımaktasınız. 
Bunları sizler benden daha iyi biliyorsunuz.
Bu yazımda hiçbir şahıs hedef alınmamıştır. 
İsteyen herkes ben bu yazılanın neresindeyim diye, kendi kendini hesaba çekebilir. 
Ve bir pay biçebilir. 
Bu kıssadan hisse’den aklı ölçeğinde nasiplenebilir. 
Yarası olanda gocunur kardeşim ne yapalım yani? 
Bunu da engelleyecek halimiz yok ya!
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.