Gerekçe: Ve Hiç!!

Gerekçe: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama...

Gerekçe: Ve Hiç!!

Gerekçe: Ve Hiç!!

Gerekçe: Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama...
MADDE 216 – 
(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu ülkede gazeteci olmak çok zor... Ben 1972 yılında İTÜ mezun olduğum yılda karalama defterime yazdığım şu söz "Medya olmadan asla demokrasi olmaz". Bugünlerde bunu çok daha iyi anlıyorum. Bu ülkede adam gibi gazeteci olmak çok zor.
Yıl 2009... Yazdığım bir makaleden dolayı, TCK ilintili olan yukarıdaki maddeden yargılandım ve cezaya çarptırıldım. Enteresan olan ise haklarımı savunacak Türk yargı sisteminin bitmiş olması. Ayrıca bu kararla benim düşünce özgürlüğüne yönelik olarak AİHM yolunun da kapatılmış olmasıydı. 
Bana istinat edilen sözde suçu, ben;  Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerine  ve TCK ilgili maddesine göre basın yoluyla işlemişim. Bu gerekçe suçun cezasını ikiye hatta dörde beşe katlayabiliyor. Hukukun üstünlüğü bitmiş. Hukuk salya sümük efendinin şefkatine bırakılmış. Maşalar yargıya hakim kılınmıştı. 
Oysa yazı içeriği FETO ile ilgili yazmış olduğum yazı. Bu yazıyla birlikte ben bir yıllık emekli maaşıma karşılık gelen bir para cezasını ödemek mecburiyetinde kaldım. 1,5 yıllık ağırlaştırılmış hapis cezam ise iyi hal ve mahkemedeki tutum davranışım nedeniyle 5 yıl süreyle tecil edildi. Ben yine eski Mustafa Bağ'ım... Ben arkama döndüm ve gördüklerim. sadece koskoca bir HİÇ: 
GEREKÇE... Ben o günde bu günde bir türlü çözemedim.
O zor günlerimde en büyük desteği kimden aldığımı söylesem şaşarsınız... Bana sırtını dönenler... Hak etti diyenler, bugün çok farklı kulvarlarda koşuyorlar... Oysa ben aynı adamım. Vatanını ve milletini özünde çok seven Mustafa'yım. 
Türk'e ve Türkiye'ye diş bileyen Acem, Arap, Rus, Yunan, Bulgar, İran ve diğerleri hiç  fark etmez; hatta İsrail ya da ABD... Sizler onların bu ülkeyi ne kadar sevdiklerini nedenleriyle biliyorsanız!!! O zaman bir  mesele yok. 
Onlar için Uzak doğuda bu oyunu bozacak olan en büyük engel Kemalizm doktrini. Ben  böyle değerlendiriyorum. Onlarda aniden beliren şefkat; 'Kemalizm'den uzak durun, uslu çocuk olun bakıyım'. Bu sözler vatana ihanet etmenin sadece kibarca sı... Sizler tüm dünyayla (emperyalizm) uyumlu olun derlerken aslında sizlerden istedikleri bağımsızlığınızdan ve karakterinizden taviz verin demektir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi altında yatan Kemalizm olgusu onları korkutan tek temel ilke işte budur.
Her ülkede kahramanlar olduğu kadar mutlaka hainlerde olacaktır.
“Türkiye’nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10’udur” “Türk aydını dediğimiz kişi Batı’nın manevi ajanıdır, şimdi aydınlar haysiyetten önce banka hesabına dikkat ediyor”... Atilla İlhan. 
Sultan Abdülaziz ve Abdülhamid Han devirlerinin hainleri ya Fransız’a, ya İngiliz’e sığınırlardı. Bu devletlerin taktik ve destekleriyle Padişaha Avrupa lehinde ıslahat yapmayı dayatırlar, yani iktidarı terk et manasına gelen mektuplar gönderirler, gazete ve dergiler çıkararak ajanlığını yaptıkları ülke adına muhbirlik yaparlardı. Türkiye’nin yazgısına bakın ki ülkesinden çıkıp hainliğe soyunanların alayı Avrupa’nın merkezlerinde besleniyor ve ülkesine karşı “demokrasi, hukuk, hürriyet” gibi isteklerle yönlendirme arzularına her geçen gün bir yenisini ekleyerek sürdürüyorlar. 
Osmanlı tarihinde yabancı devlet kapısına sığınan ilk Sadrazam Mithat Paşa’dır. Bu sığınmanın özeti utançtır. Sadrazam Mithat Paşa bu utancı şöyle dile getirmiştir. “Fransız Konsolosluğuna gitmekliğim, târih-i ömrümün bir lekesidir ki, yalnız bana değil, evlâd u a’kâbıma (arkam, ardım olan çocuklarıma) dahi kalacak bir şeyn-ü ar (yüzkarası olmuş namus) olduğunu itiraf ederim.”
Bugün Yunanistan'a, Almanya'ya, Hollanda'ya  Belçika'ya, Amerika'ya sığınanlar... Geride bıraktıkları ve yabancı bir ülkede korku dolu özgürlük. 'Vatanı olmayanın mezar taşı olmaz'... sözcüğünü iyi okumak gerekir. Bu ülkede yapılan her darbede (Asker-Sivil) ve girişiminde vatan hainliği yeniden şekilleniyor... 
Beni o günlerde vatan hainleri yargıladılar. Bugün onlar içerideler. İlahi adalet er geç hesabı kapatıyor. Esasta içine siyaset bulaşmış, bünyesi siyaset ile işlenmiş hiç bir kuruma inanmıyorum. Güvenmiyorum. Düşünceyi yargılayan. Cezalandıran. Savunma hakkını siyasete göre yönlendiren kurumlar zaten kimliksizdir.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.