Kırmızı kuşak, kanayan kuşak...

TÜRKİYE’NİN yürek sızlatan, hafızalara kazınan ve bir an olsun çıkmayan küçük gelinleri...

Kırmızı kuşak, kanayan kuşak...

Kırmızı kuşak, kanayan kuşak...

TÜRKİYE’NİN yürek sızlatan, hafızalara kazınan ve bir an olsun çıkmayan küçük gelinleri...
Henüz 18’ini doldurmadan kabuk bağlamış töre olaylarına kurban edilen, evcilik oyunu oynaması gerekirken evlilik oyunu oynamak zorunda kalan masum melekler…
Bu yazımı yazmadan önce özellikle doğu ve güneydoğu bölgesinde yaşayan arkadaşlarımla küçük bir konuşma gerçekleştirip,yaşananları birincil ağızdan öğrenme fırsatı yakaladım.
Kırmızı kuşaktan, kanayan yaradan yani küçük gelinlerden konuştuk. 
Onlar, böylesi acı dramdan kurtulmuş şanslı kişilerden bazıları ya da birkaçı…
Kendilerinin şanslı olduklarını düşünürken geride kalanlara da üzüldüklerini belirtmeden geçemediler. 
Biri tıp fakültesinde, biri sınıf öğretmenliğinde, biri ilahiyat fakültesinde okuyan arkadaşlarım… 
Biri Mardinli, biri Adıyamanlı, diğeri ise Diyarbakırlı…Kimisinin başından yıllar önce geçmiş, kimisinin ablası, kardeşi, kimisinin akrabası, kimisinin de annesi küçük yaşlarda gelin olmuş.
Kız çocuğunun kaderi annesine benzer demişler ya bu o olsa gerek…
Yani bir şekilde yakından uzaktan bu olaylara şahitlik etmişler, tanık olmuşlar ama dur diyememişler… Bu onların içinde derin bir yara dur denilmesi beklenen bir insanlık ayıbı aslında...
Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sıklıkla rastladığımız alışılmış durumlardan bir tanesi çocuk gelinler. Yıllardan beri süre gelen milli bir sorun artık…
Gaziantep’te 10 yaşında gelin edilen küçük kız, Siirt’te 11’inde gelin olan 12’sinde anne 14’ünde ikinci çocuğunu beklerken cinayete kurban giden Kader Ertenve nice Kaderler…
Küçük yaşta gelin olmuş bir başka Kader,kendi evliliği için şöyle diyor:
Oyuncak tutan, dışarıda oyun oynayan eller nedir bilir misin? Ben hiç tatmadım anne evcilik oyunu nedir bilmem tek bildiğim evlilik oyunu... 
Bunu söylerken yıllardır mutsuz bir evliliğin içinde yalnız olduğunu ve sevgi nedir bilmediğini söylüyor. Ne içler acısı bir durum…
Henüz evlilik nedir bilmeyen, okul çağındaki bu küçük masumlar bir anda kendilerini evliliğin içinde buluyorlar. Ya insanlık dışı töre olayları yüzünden ya toplum baskısından ya da aile baskısından bir nebze olsun kurtulmak için evliliği bir kurtuluş ya da kaçış olarak görüyor, anne babasından göremediği sevgiyi de kocasında bulacağına inanıyorlar.
Ya da dışarıda yaşıtlarıyla oyun oynaması gerekirken kendilerinden yaşça ve bedence büyük kocaya bir kırmızı kuşak ve iki bilezikle hediye ediliyorlar. Neden onu taktıklarının da farkında olamayan küçük melekler aşiretin büyük gelinleri oluyor.
Daha hayatlarının baharındayken kara bir kışa dönüşüyor yaşamları bu amansız, çare bulunamamış, kabuk bağlamış töre olaylarından dolayı...
(Konuk Kalem: Gül Adile Dakmaz)
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.