banner245

Sömürülerin bayramı olur mu?

Sermayenin kölesi olmuş işçilerin senede bir günü, meydanlarda davullu, zurnalı, sazlı, halaylı kutlanır.

Sömürülerin bayramı olur mu?

Sömürülerin bayramı olur mu?

Sermayenin kölesi olmuş işçilerin senede bir günü, meydanlarda davullu, zurnalı, sazlı, halaylı kutlanır.

Bazen üzücü olaylara da sahne olur.

Huzurlu ortamı huzursuzlaştıran güçler, halay havasına el atar, meydanlar savaş alanına döner.

Sömürülen işçinin bayramı bazen sevincin yerini matem alır.

Ne güzel üç yüz altmış dört gün, sömür sonrada bak sana bir gün bayram veriyorum, sömürüldüğünü de hatırla der gibi.

Ne kadar acımasız bir dünyada yaşamaya gelmişiz.

İşçi köle, patron efendi.

İşçi simitle, çayla geçinsin deniyor efendiler boğazda balık la, etle, balık sütüyle besleniyor.

Dünyada ve ülkemizde işçi açlıktan ölüyor, efendiler dokluktan.

Adaleti olmayan bir dünya da, efendilerin zulmü hiç dinmiyor.

İşçilerde patronlarının ikram etiği bir günün anısına meydanlarda sömürüldüğünün halayını çekiyor.

Dünde ülke genelinde meydanlarda elerde afişle “işçiyiz güçlüyüz, hakkımızı yedirmeyiz” ve buna benzer pankartlar görülüyordu.

Yine bir mayıs günü meydanlarda davulu, zurnalı, halaylı emekçilerin gazı alındı.

Bir Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü.

Sözüm ona.

Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmektedir.

Ülkemizde 2008 Nisan’ında, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiştir.

İslam’ın hayatın içinde olmadığı bir düzen içerisinde işçi, emekçi, köle düzenleri hep sömürüye dayalı kurulmuş.

Babalarında boşalan yerleri evlatları, torunları alıyor köle düzeni durmaksızın devam ediyor.

İslam’da zenginin de fakirin de, işverenin de, işçinin de yeri var.

İslam tam bir adalet, bakın eşitlik demiyorum çünkü eşitlik her zaman adalet olmaz.

“Güçlü deveyle zayıf deveye 50’şer kilo yük vursan eşitlik olur ama adalet olmaz, zira zayıfa güçlü kadar yük vurulmaz”.

Herkes eline geçen her şeyi verirse o zaman işçi de bulunmaz, herkes ağa olur.

Eskilerin deyimiyle “Sen ağa ben inekleri kim sağa” derlerdi.

Patronun, işverenin, çalışanın, emekçinin, işçinin ölçüsü belirleyen Allah’ın kullarına indirdiği Kuran ve onun pratikte uygulayıcısı, yaşayarak örnek olmuş Hz. Muhammed (s.a.v) dir.

Çünkü Peygamber Efendimiz, "İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz" demiştir.

Peygamber Efendimiz işçinin ücretinin vaktinde ödenmesini emretmekte, işçiyi çalıştırıp ta ücretini ödemeyenlerin hasmı olduğunu beyan buyurmaktadır.

İslâmiyet alın terine büyük ehemmiyet vermiştir.

İslâmiyet’e göre çalışma hayatında emeğe saygı vardır.

Karşılıklı anlayış ve işbirliği vardır.

İşveren bir emanetçidir.

Mülkün hakiki sahibi Allah’u Teâlâ’dır.

O patron denilen şahsın gerçek serveti “ameli”dir.

İnsan ne kadar zengin olursa olsun mezara sadece bir kefenle gidecektir.

İşte onun için çalıştırdığı kişilere imkânları ölçüsünde en iyi ücreti verecek, onu muhtaç duruma düşürmeyecektir.

İşçi de o işyeri sanki kendisininmiş gibi çalışacaktır.

Müslümanların işçi, işveren, üretici, tüketici hakları diye bir derdi yok, fakat bugün adı dindar olanların derdi işçiyi, yetimi, fakiri, tüketiciyi, üreticiyi sömürmek.

Bakın yanlış anlamayın dindarlar diyorum, ben dindarlarla Müslümanları aynı yerde görmüyorum.

Bugün öyle olmuş ki, dindarlar diye Müslümanlar hakaret ediliyor. 

Ahilerin diyarı şirin Kırşehir’de yaşıyoruz.

Yıllar öncesinde işveren, işçi, tüketici haklarını koruyan bir teşkilat bizim ilimizde hayat buluyordu.

Bugün işveren işçiyi sömürüyor, işçi senede bir gün bayram kutluyor.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.