Teknoloji insanları yönetiyor…

Bugün Kırşehir’in sokaklarında bir keşfe çıktım daha doğrusu her zaman gördüğüm olayları bugün daha dikkatlice izleme fırsatına sahip oldum.

Teknoloji insanları yönetiyor…

Teknoloji insanları yönetiyor

Bugün Kırşehir’in sokaklarında bir keşfe çıktım daha doğrusu her zaman gördüğüm olayları bugün daha dikkatlice izleme fırsatına sahip oldum.

Ve sokaktaki vatandaşlarımızı gözlemledim. Şöyle bir baktım herkesin elinde cep telefonu.Sanki vatandaşlar cep telefonunu değil de cep telefonu vatandaşları kullanıyor. Teknoloji adeta bizi esir almış durumda. Caddede üç arkadaşı yürürken gördüm. Üçünün de elinde cep telefonu birinde de kulaklık. Açıkçası üzüldüm bu duruma. Neden diye soracak olursanız şöyle açıklayayım; Terme Caddesi’nden Ankara Caddesi’ne sohbet ederek güzel günleri yad ederek gitmek varken birbirinden bağımsız hiç konuşmadan gitmek niye? Sosyal bağlarımız bu derece mi oldu diye de düşünmüyor değilim. Yan yana olmalarına rağmen gözlerine bakarak yorum yapmak yerine fotoğrafların altına yorum atar olmuşuz bilmem farkında mıyız? O kadar üşengeç bir hal almışız ki ağzımızdan çıkacak iki kelimeyi yanımızdakine mesaj atar olmuşuz. Değerlerimiz o kadar yok olmuş ki… 
Çay içip sohbet etmek amacıyla oturduğumuz yerde bile telefonlar elimizden düşmüyor. Sonra “Eee anlat ne var ne yok” faslına geçiyoruz. Ne anlatalım ki konuşmayı unutmuşuz. İki kelimeyi yan yana getiremeyecek kadar teknolojinin esiri olmuşuz!
Konuşulacak o kadar şey varken yaşanılan sessizlik açıkçası üzücü…
Bundan yıllar önce kim derdi internet sınır kavramını kaldıracak…
Kim derdi Kırşehir’den Almanya’ya, Hollanda’ya, Belçika’ya… Yani dünyanın bir ucundan bir ucuna görüntülü konuşulacak.
Evet, bir yerde teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı. İnternet denilen ağ ile aramızdaki mesafeleri yakın ettik. En ufak banka veya fatura ödemelerini tek bir tuşla yapar olduk. Fakat bu rahatlık bizi neden tembelleştirdi. Sabah uyanır uyanmaz, annemize babamıza ya da çocuklarımıza güzel bir ‘GÜNAYDIN’ demek yerine ilk işimiz Facebook veya diğer sosyal medya ağlarında samimiyetsiz günaydın mesajları (durumları) paylaşmak oluyor. Eminim bunu paylaşan pek çok kişi evinde eşine çocuklarına karşı günaydın diyemeyecek kadar aciz!
Peki, amaç ne burada?
Neden bu kadar teknolojiye bağlıyız?  
O olmazsa yaşayamazmışız gibi davranışlarda neden bulunuyoruz?
Burada siz değerli okuyucularımıza  Can Yücel’in bir şiirinden kesit vereceğim: “Bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne… O olmazsa yaşayamam demeyeceksin.”
Amaç, takipçi sayısını arttırıp popülerlik mi kazanmak?
Neyin gösterişindeyiz?  
Aslında yaşamadığımız hayatı farklı fotoğraf açılarıyla başka bir hayattaymışız gibi göstermek niye? 
Ya da neden sosyal medyada hep mutluyuz? Yine burada Victor Hugo’nun şiirinden bir dizeyi paylaşmak istiyorum. “Dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?” Aslında emojiler gülüyor biz ağlıyoruz. Bir gün de insanlar senin mutsuz halini görsün. Göstermek istemeyiz çünkü oluşturduğumuz güçlü ve mutlu bir insan profili var. Sosyal medyada binlerce arkadaş sahibiyken bazen konuşmak için kimseyi bulamamamızda ne tuhaftır. Ya da başın sıkıştığında yanına gelecek arkadaşların bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar azdır emin olabilirsiniz. 
Gerçek dünyada karşılığını alamadığınız beğenileri, övgüleri ya da tutkuları sanal dünyada yaşamakta ayrı bir zihniyet olmalı diye düşünüyorum.

KONUK KALEM: GÜL ADİLE DAKMAZ
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.