Truva Atları, hep var olacak

Müslümanları bir birlerine düşman etmişler.

Truva Atları, hep var olacak

Truva Atları, hep var olacak

Müslümanları bir birlerine düşman etmişler.

Asıl düşmanlarını, hayatlarını karartıp onları perişan eden şeytani güçleri bırakıp birbirleriyle uğraşmaları, birbirlerine düşmanlık yapmaları ne acı!

Birbirlerine karşı düşmanlarına sığınmaları, düşmanlarından yardım dilenmeleri.

Her daim “yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım dileriz” diyen Müslümanlar kâfirlerden yardım ister duruma düşmüşler.

İhtilaf ve tefrika kaynağı Batılı ideolojilerden hala medet umup ona dört elle sarılmaktalar.

İran'ın, Pakistan'ın, Mısır'ın ve tüm İslam ülkelerinin büyük tehlike altında oldukları gibi Türkiye de büyük tehlike altında.

Batılı şeytani güçler bağımsız, Müslüman ülke istemiyorlar.

Güçlü, müreffeh, zengin, halkıyla barışık, öz değerlerine bağlı, ülkenin zenginliklerini adil bir şekilde halkı arasında paylaşan bir devlet istemiyor.

Bağımlı, şeytani emellerine hizmet eden, talan edebileceği yoksul, sömürge bir ülke istiyor.

Bunun için de içimizdeki Truva atlarını kullanıyorlar.

Onları doğuran sebepleri ortadan kaldırmadıkça yeni Truva atları hep var olacak.

Müslümanların içinde barınan, Müslümanlardan olan bazı unsur ve grupların ihaneti ve düşmanla işbirliği yapmasıdır…

Müslümanlar hiçbir zaman dış düşmanın saldırıları karşısında yenilmediler.

Maddi güç anlamında düşman karşısında ne kadar zayıf olsalar olsunlar, her zaman düşmanlarına galip geldiler.

Kırşehir’in bir köyünde bir kış gecesiymiş.

Yatsı namazını kıldıktan sonra cemaatin bir kısmı dağılmış. Kalanlar, imam da dâhil beş, on kişi köy kahvesinde oturup sohbet ederken söz nasılsa Türkiye’ye düşmanlık eden ülkelerden açılmış. Kimi en büyük düşmanımız Yunan’dır, kimi hayır onların arkasında İngilizler var.

Kimine göre İsrail, kimine göre Amerika en büyük düşman. Gerekçeleri de söyleniyormuş tabii.

Ama en büyük düşman hangisi?

Bu konuda mutabakat sağlanamıyormuş. 

Tam bu sırada köyün delisi “Deli Aydın’’ selam vererek girmiş içeriye.

Arka tarafta bir yere geçerek gazete okumaya başlamış.

Evet, bu Aydın ağabey okuryazarlığı olan biri.

Kahvedekilerden biri:

Durun! Bu soruyu Aydın’a da soralım, bakalım o ne diyecek, demiş.

Soruyu ona yöneltmişler:

Aydın! Türkiye’nin en büyük düşmanı kimdir?

Aydın ağabey, kararlı bir ses tonuyla:

 Kim olacak, “İçindekilerdir!” demiş.

 Bir süre devam eden sessizlikten sonra:  

Biz; birlik ve beraberlik içinde olamazsak, birbirimizin kuyusunu kazarsak, birbirimizi hor görürsek, birbirimize yan bakarsak, birbirimizi adam yerine koymazsak…

En büyük düşmanlığı yapmış oluruz, demişler.” 

Uzak ve yakın tarihimizde de durum bundan farklı değil.

Moğol istilalarının başarılı olması, İslam dünyasına yönelik Moğol ve Haçlı işgal hareketlerinin sonuç alması Müslümanların arasında varlık bulan hain ve işbirlikçi Bey ve Sultanların neden olduğu güçsüzlük, tefrika ve dünyevileşmedir.

Osmanlıyı Batılılar karşısında güçsüz düşüren en önemli etkenlerden biri içerisinde beslediği Batıcı aydınlardır.

Bugünde aynı değil mi, Batı adına çalışan, Batının gönüllü misyonerliğini yapan siyaset adamları ve bürokratlardır.

Batı bunu bildiği için sürekli Müslümanların arasında fitneye yol açacak projeler üzerinde çalışıyor, fitne ve dağınıklığa hizmet eden ideoloji ve yapılara yatırım yapmıştır.

İslam ümmetine yönelik hep böl, parçala, yut politikası yürütmüştür.

Yüz yılın siyaseti bu buğun önce demokrasi diyor sonra bölüyor parçacıklara ayırıp lokmayı kolaylaştırıyor.
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.