Hayatı hakikat ve şiir olan adam : Mehmet Akif


Ahmet Dulkadiroğlu

Ahmet Dulkadiroğlu

Okunma 06 Ocak 2014, 10:46

Mehmet  Akif Ersoy’un annesi  Orta Asya Türklerinden olup Anadolu’ya göç etmiş bir ailenin kızı (Günümüzde Özbekistan’ın Buhara şehri) inançlı ve seciyeli Emine Şerife Hanım,babası  Kosova’nın İpek kenti doğumlu Fatih Medresesi müderrislerinden Arnavut Mehmet Tahir Efendi’dir.O,ailesinde ve okuduğu okullarda aldığı talim-terbiyle ilim ve irfanla yüklenmiştir.

Veteriner Fakültesini birincilikle bitirmiş, yirmi yıl devlet memurluğu, 1.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir dönem milletvekilliği yapmıştır.İstiklal ve imanın timsali Akif’in, asıl mesleği nedir derseniz ? Veteriner hekimliğin yanında , şair-yazar,öğretmen,vaiz,hafız,yüzücü, tercümeler yapan, Kur’an mütercimi sayılabilir.İstanbul’da gideceği yerlere şehir-içi diye herhangi bir taşıta binmediği anlatılır.

Ülkemizde en çok okunan şiir ve fikir kitabı olarak bildiğimiz Safahat, genel adıyla birlikte Süleymaniye Kürsüsünde, Hakk’ın Sesleri,Fatih Kürsüsünde,Hatıralar,Asım ve Gölgeler ile yedi kitaptır.İnanç esaslı eserleri ayet ve hadislerin açıklaması olup  topluma yol göstericidir.

Akif ,ülkenin kurtuluşu için Anadolu’yu adım  adım dolaşan mücadele ruhlu bir yiğitti.Yoksulluk ve zorluk nedir bilmeden Milli Mücadele uğruna İstanbul’dan İnebolu yoluyla kaçarak Ankara’ya gelen,Kastamonu, Balıkesir,Çankırı ve Konya’da halkı irşat edendi.

İstanbul’un işgal altında bulunduğu ,Ankara’da ümitlerin bitmek üzere olduğu  zor günlerde,İstiklal Harbinin milli bir ruh içerisinde kazanılması amacıyla güfte yarışması düzenlenmiş ve Akif’in yazdığı şiir birinci seçilmiştir.

 Akif, millete hitaben ‘Korkma ! ‘ diye seslenerek , heyecan ve cesaretiyle başlayan    İstiklal Marşı’nda yeni deyimle halkı motive ederek,  yurdumuzun üstünde tüten en on ocak kalıncaya kadar,bu milletin yıldızının/bayrağının  inmeyeceğine  işaret etmiştir.

Bu şiir dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından Meclis’te üç defa okunarak milletvekillerinin ayakta, gözyaşlarına karışan  alkışlarıyla Milli Marş olarak kabul edilmiştir. Ankara’da yazdığı Bülbül,Leyla,Nazif’e Cevap şiirleri de ülkenin içinde bulunduğu  zor şartları yansıtan tarihi şiirlerdir.
Çanakkale Savaşlarını görmeden Berlin’de seyahatte bulunduğu dönemde yazdığı bu şiirdeki tasvir ve muazzam resmin nasıl yapıldığı ancak gönül gözünün ürünü olabilir.

Kendisinin de belirttiği gibi  İstiklal Marşı’nı ,Türk Milletine ve Kahraman Ordumuza hediye ettiğinden  Safahat’a almamıştır. Diğer sosyal içerikli ve müthiş bir gözleme dayanan  Kocakarı ile Ömer,Asım,Küfe,Kahve,Hasta,Çanakkale,Seyfi Baba,Köse İmam şiirlerine destan mı desek,roman mı desek,eşi benzeri olmayan bir hakikat mi desek bilemiyorum.

Lakin şunu  biliyorum :

O,kelimeleri hamur gibi inançla ve bilinçle  yoğurup şekillendiren , milli vicdanın sözcüsü , aydın bir insan,gerçek bin vatansever,samimi  bir Müslüman,fedakar ,örnek kişiliği olan ve mücadeleci bir şahsiyetti.

Şiirleri.nazmın en kaliteli  mermer taşıdır.Şiirlerine roman diyenler de var.Dilimizi en iyi kullananlardandı.Bir gün trende gençler bilet satın almayı, ‘tren almak’ olarak kullandığını görünce dayanamaz:

-Gençler,hükümetimiz treni daha satın alamadı,siz nasıl aldınız!. Der.

Günümüzde de ne yazık ki, yabancı dillerden esinlenerek yıkanmayı ‘duş almak ‘ şeklinde,çay içer misinizi,çay alır mısınız şeklinde söyleyenler var.
Arkadaşlığı ve dostluğu kendi gibi düşünenlerden değildi sadece.Bir gün dostu Neyzen Tevfik’e yemeğe davetlidir.Yemekten sonra Neyzen’in getirdiği havluya elini silmeyerek.mendili tercih eder,Neyzen üsteleyince:

-Yapamam.Ellerimi henüz yıkayıp temizledim. Der.
O,”Sessiz yaşadım,kim beni nerden bilecektir? “ dese de Onun ölümünden 77 yıl sonra dünyada  biliniyorsa.yazdığı şiir bir devletin Anayasasına giriyorsa, açılış ve törenler bu marşla yapılıyorsa ‘sessiz yaşamadığına’ işarettir.

Türkçemizi  en iyi kullananlardan biri olduğu halde Devlet tarafından verilen Türkçe Kur’an meali yazma görevini,sorumluluk duygusuyla yıllarca yapmaya çalıştıktan sonra ‘ kendi din ve dil bilgisi düzeyinin Kur’an gibi bir kitabı Türkçe ifadeye yeterli olmadığı ‘  kanaatine vararak vazgeçmiştir.
O,”Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı Hilal.” diye için için  yalvardığı büyük aşkı,Türk bayrağına sarılarak gömülen tek insandı.Onun arkasından çok şey söylendi. Gazeteci-yazar Hüseyin Cahit Yalçın, “Mehmet Akif’in hayatı,eserlerinden çok daha muhteşem bir şiirdir..”tespitini yapmıştır.
Şair,yazar ve devlet adamı Süleyman Nazif,Çanakkale Şehitleri  şiirini dinledikten sonra Akif’i şöyle tanımlamıştı : “ Allah’ın şehitleri olduğu gibi şairleri de var.”
 Şair Mehmet Akif,günümüzde de her düşüncedeki aydın insanların konuşmasını ve ifadelerini güçlendirmek için şiirlerinden atasözü veya özdeyiş gibi  alıntı yaptığı görülmektedir.

O,inandığı gibi yaşayan dosdoğru adamdı.Ama Garip adamdı O.Beğenmezdi çoğu çevreler.Batı’nın saldırganlığına karşı çıktığı için “geri kafalı adam”, Amerikan mandasına karşı çıktığı için, “Ortaçağ kafalı tehlikeli adam”,
Şapka giymemek için  Mısır’a gittiği iddiası  da tamamen  yalandan ibaret olup, Mısır’a Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Üniversitede profesör unvanı ile Türkçe dersleri vermek için gitmişti. Kaldı ki Mısır’a gittiğinde henüz Şapka inkılabı  yapılmamıştı. Ona maalesef ‘rejim muhalifi ‘ yaftası takılmıştı.
Yurdunda şapka bahane edilerek rejim düşmanı diye iftira ve takibata uğrarken,Mısır’da entari giyip dolaşmak yerine ceket,pantolon ve Frenk gömleği giydiği için “Hıristiyan Akif.,gavur  Akif “ diye yaftalanıyordu.O şöyle derdi :
“Şudur  benim cihanda en beğendiğim meslek, / Sözün odun gibi olsun,hakikat olsun tek.” 
O,İstanbul sokaklarında yoksul çocukları gördükçe duygulanır,yardım edecek imkanı olmayınca kahırlanır. Yufka yüreğiyle  “ Ya hamiyetsiz olaydım,ya param olsa idi.” Derdi.

O,büyük ahlak abidesi,inanmış koca bir yürekti.Sanatı millet için yapar,’ kendi hevesleri adına yazıp çizen sersemlerden değiliz.’ Diyecek kadar açık sözlü idi.   
Akif ,hazırcevaptı.Asıl mesleği veterinerdi.Adamın biri iğnelemek için şaire sorar :
-Siz baytarsınız değil mi ?
-Evet,bir yeriniz mi ağrıyor ?.

Akif hasta yatağında,bir alim ziyaretine gelir.Adamın lakabı ‘alim ‘ama,neyin alimi olduğu bilinmez.Akif,saygıdan ayaklarını toplar,öyle yatar.Bir iki laftan sonra alim sorar :

-Gökkuşağının altından geçen kızlar erkek, erkekler kız oluyormuş, siz ne diyorsunuz ?
Akif,  saygı sebebiyle topladığı ayaklarını uzatır:
-Bu sorudan sonra, ayaklarımı uzatabilirim.”     

Çoğumuz okumuştur.Yine hasta yatağında iken ziyaret maksadıyla giden bir grup Akif’e, “İstiklal Marşı eskidi.Yeni bir İstiklal Marşı yazılmasına ne dersiniz ? “ Sorusuna karşılık,yatağından doğrularak :

-  O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz.Onu ben de yazamam.Onu yazmak için o günleri görmek,o günleri yaşamak lazım.O milletin malıdır.Allah,bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın !   

Akif,Türk gençliğine örnek olarak gösterdiği Asım’ın şahsında gençlere şöyle seslenir :
“İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum,Nevruz ? / Ne büyük söyle, ne çok söyle ; yiğit işte gerek./ Lafı bol,karnı geniş soyları taklit etme ; / Sözü sağlam,özü sağlam adam ol,ırkına çek.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nedim Güzel - 8 yıl önce
Yüreğine, kalemine sağlık Ahmet Abi.
Avatar
Orhan DULKDIROGLU - 8 yıl önce
yine her zamanki gibi harika soyleyeyecek bir sey yok
Avatar
R. Seyfi Yurdakul - 8 yıl önce
gördüğü halde görmek istemeyenlerin gözlerine, hakikati anlamak istemeyip at gözlüğü ile bakanlara ithaf olunur. kalemine, yüreğine, eline sağlık ağabay. allah uzun ömür versin. bu güzel yazılarınızın devamını dilerim.