İlimizde spor


Zafer Çam

Zafer Çam

Okunma 02 Temmuz 2013, 18:03

Spor denince akla sembol olmuş isimler gelir.

Milli olmuş, üst kürsülere çıkmış milli marş çaldırmış, ülkesinin bayrağını en üst direklere çektirmiş olan isimler akla gelir.

Branşında ülkesinin ay yıldızlı formasını giymiş olimpiyatlarda, dünya şampiyonlarında, Avrupa kupalarında kürsünün sembolü olmuş altın adamlar akla gelir.

Uluslar arası turnuvalarda ülkesinin ay yıldızlı bayrağını göklerde dalgalandıran sporcular akla gelir.

Böyle başarılı sporcular halkı tarafında sevilmiş, birer sembol olmuşlar, caddelere, sokarlara, spor salonlarına, gençlik merkezlerine isimleri verilmiş.

Tarihe mal edilmişler halkın gözünde birer sembol olmuşlar.

Ebedileştirilmek için tarih kaynaklarına aktarılmışlar.

Abideleştirilmiş büstleri dikilmiş, birer sembol olmuşlar.

Böyle sporcular ise son yıllarda ilimizde yetişmediler.

Sporcunun yetişmesi içinde elbette alt yapıların olması gerekiyor.

Sporun malzemesi gençlik, gençlik var çalıştırıcı yoksa hiçbir manası yok, bu gençliği kim ve nasıl eğitecek geçliğimiz var diye öğünüp dursak ne elde ederiz hiçbir şey.

Antrenör var, gençlik var, alt yapı olarak spor salonları yok, o zaman yine bir şeye oluşmaz.

Önce gençlik olacak, sonra bu gençlerin eğitilmesi iyi bir sporcu olması için, çalıştırıcıya ihtiyaç var, sonra spor salonlarına.

Bu üçlüyü bir araya getirdiğimiz zaman ortaya kaliteli ve şampiyon bir sporcu çıkartıla bilir.

Bunlardan biri eksik olduğu zaman sporcu çıkmaz.

Sadece kuru kalabalıklar olur salonlar dolar eğitici olmayınca verim alınmaz.

Bir yerde bir eğitim alınması için deneyimli tecrübeli şampiyon hocalara ihtiyaç var.

Salonlar var, hocalar var, sporcular var, yine bir eksiğimiz var, bu eksiklik ise kurumda görev alan müdürler ve personel.

Müdürler bulunduğu kurumları yan gel yat, evraklara imzanı at, aybaşı gel dimi maşın al, geziler olduğu zaman valizi elinde kamp yerlerine koş.

Böyle bir ortamda bulunduğunuz ilde nasıl bir sporcu yetişir değil mi?

Ülkemizde ve ilimizde maalesef yeterli salon yok devletin yapmış olduğu yıllar öncesinde yapılmış kulanım alanı çok verimsiz olan o günün şartların göre kurulmuş bir kapalı spor salonumuz var.

Kurulmuş olduğu yıllarda şehrin nüfusu belki 35 bin civarında iken bugün yüz binlerin üzerinde salon yetersiz kalmakta.

Yıllar geçti, aylar geçiyor ama ilimiz son yılarda başarılı ve milli sporcu çıkartamaz oldu.

Nedeni ortada, salon sayısı ve mevcut salon yetersiz, çalıştırıcı sayısı çok az, bütçe yok, malzeme dersen ona keza, müdürler ise kimseyi küstürmüyor mevcut düzenden razılar.

Kurumda işler ne kadar az olursa mevcut yönetim ve kadro rahat iş oldu mu sorunlar artıyor göze çarpılıyor soru soranlar çoğalıyor hizmet isteyenle artıyor.

Şehirde ay demede musabakalara ev sahipliği yapacaksın bunlar zor işler, ne gereği var, ne kadar az iş o kadar az ter.

Ter olmayınca başarı gelmiyor, ter olmayınca şampiyonluklar çıkmıyor.

Ne kadar ter o kadar başarı bunun için ilimiz gençlik hizmetleri spor il müdürlüğüne yeni bir kadro gerekiyordu.

Geçmiş kadroda, hepsi dostlarımızdı, arkadaşlarımızdı yıllarca aynı salonda spor yaptık, ter attık hizmetleri oldu ama yetersiz kaldılar.

Bu ile cevap veremez duruma gelmişlerdi, gençliği eğitecek hocalara ve yeni salonlara ihtiyaç vardı.

Bu imkânsızların başında rahmetli Mustafa Kandemir vardı, çok koştu çok çalıştı ama ömür buraya kadarmış, bu bir bayrak yarışı şimdi bayrağı Şaban Güneş (hoca) devraldı Şaban hoca koşmaya başladı.

Gençlik hizmetleri il müdürlüğüne bir güneş doğmuştu.

Atandığı günlerde hayal konuştuğu sanılan sayın müdür bunların bir hayal olmadığını kanıtladı.

Yetersiz görülen spor salonundan ayrı yeni çok amaçlı kapalı spor salon yapıldı ve hizmet vermek üzere.

 Bunların yanına ilimize çok amaçlı kapalı salonları, yüzme havuzları, projelerini hükümete sundu, ihaleleri yapılma aşamasına gelindi.

Alt yapı çalışmaları için ilimize milli olmuş sıkletlerinde kariyer edinmiş şampiyon hocalar getirmeye başladı ve kurslar düzenleniyor.

Her saat antrenman imkânları oluşturulmakta, yeni yeni gençler salonlara davet edilmekte salon sporlarına alıştırılmakta.

Sporculara malzeme dağıtılmakta, malzeme konusunda sıkıntı olmadığında bahsedilmekte.

Semt sahaları oluşturulmakta, mahallenin gençlerini çim sahalarda koşturmakta.

Kırşehir tarihinde görülmemiş büyük organizasyonlara ev sahipliği yapmakta.

Bu organizasyonların altında, emeğini esirgemeyen, gücünü kendinden ve ekibinde alan, sporcu gençliği olan Şaban Güneş hocamın elinde yeşermekte.

Ne kadar ter o kadar madalya diyen müdür Şaban hoca bununda karşılığını almaya başladı.

Kırşehir’in ismini en üstlere yazdırmak için bölgenin tüm imkânlarını antrenörlere ve sporcular sunan Şaban hoca hizmet bizden başarı sizlerden diyor.

Böyle bir müdürü yanında gören Kırşehirli sporseverler sporda en yükseklere çıkmak için her gün ter dökmekteler.

Kırşehirli sporcular başarılarına yeni başarılar eklemek ve kariyerlerini en yükseklere taşımanın gayretindeler.

Kırşehirli sporcular İsimlerini milli takımlara yazdırmak, olimpiyat, dünya, Avrupa şampiyonlukları hayali kurmaktalar.

Bugün hayal olanlar, bir gün gerçek olmayacağını kim söyleye bilir.

Kırşehirli gençler sporda simge olmak uluslar arası turnuvalarda başarı elde etmek için salonlarda ter dökmekteler.

Kırşehirli sporcuların tek hedefleri geçmişte nam salmış şampiyonlar olmuş hocaları gibi olup abideleşmek.

Bunun içinde Kırşehir halkı müdürleri Şaban hocayı sevdiği gibi sporcularda çok sevmekteler.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sinan aslan - 8 yıl önce
inşaallah
Avatar
zafer çam - 8 yıl önce
Her tarafımız olmuş hile
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, kapitalizm dinimiz oldu.
Etrafımız sahte satıcılarla, kandırıcı esnaflarla, hilleli imalatçılarla, fason fabrikatörlerle doldu.
Vitrinler süslü, içerisi puslu, satıcı ticari ahlaktan uzak .
Tüketici toplum olduk üretimde uzak kaldık, köylüsüyle, şehirlisiyle her şeyi alır olduk.
Esnafın, tüccarın, üreticinin, imalatçın gözünü hırs bürümüş.
Çok kazanmayı, haksız kazancı ilke edinmişler.
Sonumuzu da kendimiz hazırlıyoruz.
Allah müslüman olduğunu söyleyen esnafa, tüccara, üreticiye , imalatcıya, ölçüde, tartıda ahlaklı olunuz, adaleti elden tutunuz der.
Teraziyi doğru tutunuz, egmeyiniz, bükmeyiniz, hile yapmayınız, halkı kandırmayınız adil olunuz der.
Günümüzde Allah’ın bu öğüdüne uyan fabrikatör, esnaf, tüccar varmı ?
Büyüklerimiz tavsiye etmişlerdir aman oğlum tartıda hile yapmayınız,kul hakı yemeyiniz, namazlarınızı dost doğru kılınız diye.
Toplumuzda büyüklerimizin bu öğüdüne uyan esnaflarımız varmı dersiniz?
Ben görmüyorum .
Görenleriniz varsa banada göstersin.
Önderimiz, rehberimiz, peygamberimiz bunu hayatında hep uygulamış örnek olarakta bizler göstermiş.
Bizlere bırakmış olduğu Kitabımız olan, yüksek yerlerde duran, kutsal gecelerde ve Perşembe akşamları açıp baktığımız, kabirlerde yasinler okudğumuz, ramazanlarda hatimler indirdiğimiz, kitabımız Kuran’ı kerim bizlere helak olmuş bir kavimde bahseder.
Bilirsiniz tarihte bizim yaşamış olduğumuz bu toplumlar gibi tartıda hile yapan, yer yüzüne fesadı yayan 'Meyden kavmi' vardı, sadece ölçü ve tartıda hile yaptıkları için helak edilmişlerdi.
Medyen kavmi, Akabe Körfezi'nin doğundan Sina Yarımadası'nın bir bölümüne kadar uzanan ve Kızıldeniz kıyısındaki bölgeye, şehre tarihte verilen addır.
Hz Şuayb a.s. peygamber olarak gönderildiği ve burada yaşayan bu kavme, 'Meyden kavmi' diyoruz.
Medyenliler büyük oranda ticaretle meşguldüler.
Bu kavmin en önemli özelliği pek çok farklı yöntem kullanarak ticarette hile yapmaları ve ölçüye tartıya riayet etmemeleridir. Altını satarken bir kısmını çalarak tam diye satar, alırken ise tartarak alırlarmış.
Alış verişte hile ve rüşvet alış verişleri o kadar ilerletmişler ki bu onların helakine neden olmuştur.
Bugün adına pazarlama numaraları ile tüketime sunulan ürünlerden 'çalmak' çok moda bir davranış olmuştur.
Benim memurum işini bilir diyen, bir toplumun liderinin tüccarı da nasıl olur.
Hilabaz esnaf işini bilir.
Satarken hilleli, alırken kandıran.
Dürüst olanları tenzih ederiz, onlar sözümüz yok.
Toplumuzun genel ekseriyeti ticaretinde düzgün olmadıkları görülmekte.
Ürün ambalajlarında artı eksi ibareleri görürüz.
Bunun anlamı ambalajın içerisinde şu kadar fazla yahut eksik olabilir.
Bunu yasal bir zorunluluk olduğu için yazıyorlar.
Bazen bu tolerans aralığı (kasten) tüketici aleyhine ihlal edilebilir mi?
Elbette edilebilir.
Ediliyor mu?
Hiç kuşkunuz olmasın.
Teknolojisinin bu kadar ileri olduğu ve her türlü hassas tartımın mümkün olduğu bir çağda net ağırlıklar neden mümkün kılınmaz?
Ambalajlardaki litre ve kilogram farkları ile net brüt farkları tüketiciler açısından genellikle yanıltıcıdır.
İslâm dini, insanları dürüst olmaya, emin olmaya, güvenilir olmaya çağırır.
İslam Müslüman'ı dürüst olmağa çağırdığına göre Müslümanlık iddiasındaki insana ne olur da dünyalık için kul hakkına tecavüze yelteniyor, tartıda hile yapıyor, rüşveti hak bilip cukkaya atıyor. Günümüzde eksik tartan, hilabaz esnafa, üreticiye, paketlemeciye göz yumarak müsaade etmek de kuşkusuz bir kul hakkı ve dolayısıyla insan hakları ihlalidir.
Bunun içinde belediyelere büyük görevler düşmekte.
Sık aralıklarla denetimleri artırıp, dürüst omayan esnafa, dürüst olmalarını anlatmalılar, gerkli olduğunda cezalar kesip, işyerlerini, imalathanelerini kapatmalı.
Belediye personelleri bazen denetimine çıkarlar ve 250 gr alt sınırında olmaması gereken ekmeğin birçok fırında 220-240 gr olduğunu ve ekmek üretim ve imalat alanlarının çoğunun pislikten geçilmediğini tespit ederler.
Bu fırınlara ve imalat hanelere nasıl bir muamele yaparlar dersiniz?
Para cezası.
Para cezası bu işletmeler için ödüldür.
Şöyle bir hesap yatığımızda, günde 10 bin ekmek üreten bir fırında ekmekten yüzde on çalsa yılda 365 bin ekmek çalmış olur.
Bunun bedeli ise 182.500.- YTL haksız kazancı elde ederler, yani kulların hakını yerler.
Bunları çoğalta biliriz.
Belediye eksik gramajlı ekmek üreten bu fırına kaç lira ceza kesmiştir.
1000 YTL. Allah korkusundan mahrum kalmış, dünyaperest bu hırsızlarımız dünyalık cezası da caydırıcı olmayan bu suçtan neden vazgeçsin?
Tüketiciyi korumakla görevli 'devlet'in bunu dert edinmediğini artık çok iyi biliyoruz.
Gramından çalarak yahut pazarlama hilelerine başvurarak Medyen'e benzeyenlerin ürünlerini satın alarak pirim veren biz tüketiciler masum muyuz?
Bizlerde çok masum degiliz, çünkü onların yapmış oldukları, bu haksız kazançlarını, hilleli satışlarını meşrulaştırıyoruz.
Medyen halkı nasıl top yekün bir azapla azaplandırılmışlarsa, bizlerde bu sahtekarlara, hırsızlara, kul hakkına tecavüz edenlere, dur demezisek medyen hilebazlarının başına gelen bizlerinde başına gelir.
Gelin Allah’a çağıran, tartıda hile yapmayan, kul hakına riayet eden, ben müslümanlardanım diyen bir toplum olalım.