Kar yağdı!


Mustafa BAĞ

Mustafa BAĞ

Okunma 24 Ocak 2016, 17:04

Kar yağdı!



Kimilerine göre beyaz kâbus. Kimilerine göre beyaz cehennem. Kimilerine göre bereket, kimilerine göre mikrop kırıcı. Domuz gribi. Tavuk gribi. Velhasıl cadde ve sokaklarda hapşıranlar hastane koridorlarında tıkış, tıkış hastalar. Ölüm korkusu. Belediye yayını ile ilan edilen ölüm duyuruları. Sokaklarda ağız maskesiyle dolaşan insanlar. Aktarlarda şifa arayanlar. Sentetik bal yiyenler. Hani doğa çocuklarımıza devredilmesi gereken bizdeki emanetti?

Doğal kaynaklar, bu kaynakların bulunduğu yerde yaşayan türler ve biz, yani insanlar, birbirimize bağlıyız. Biyolojik çeşitliliğin oluşturduğu yaşam ağı, güvenli gıdaya, temiz suya ulaşmamızı ve sağlıklı yaşamamızı sağlıyor. Ancak bugün yaşam tarzımız ve tüketim alışkanlıklarımızla doğanın bize sağladığının %50 üzerinde doğal kaynak tüketiyoruz. Son 40 yılda biyolojik çeşitlilik %30 azaldı. İklim değişikliği ise, insan faaliyetlerinin de etkisiyle, türlerin üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor. İklim değişikliğiyle mücadele için korunan alanların dengeleyici gücüne ihtiyacımız var. Sağlıklı ekosistemler için ise türlerin varlığına. Bu yüzden biz ülkemizin değerli doğal alanlarını, sulak alanlarını, ormanlarını, denizlerini ve türlerini korumak mecburiyetindeyiz. Bizler insanın doğayla uyumlu bir yaşam sürmesi için çalışıyoruz. Seyfe gölü niçin kurudu. Kızılırmak havzasında su yoğunlu (debi) niçin çok düştü? Kılıç özü deresindeki kirlilik niçin azalmıyor. Canımız niçin bu kadar ucuz. Düzeltemiyoruz. Düzeltmiyoruz. Birilerinin çıkarı, birilerinin ölümü oluyorsa yerin dibine batsın bu anlayış.

Hiç düşündünüz mü? Bize devredilen bu emanete neden hainlik ediyoruz. Neden canımızın parçası olan çocuklarımıza ait olan emaneti sahiplenip onlara devretmeyi düşünmüyoruz. Veya bizler çocuklarımızı hiç sevmiyoruz. Öyleyse bunun tek bir nedeni var kendi çıkarlarımız çocuklarımızın çıkarlarının çok önünde. Topluma çevre bilincini yaymak. Yaygınlaştırmak her bireyin ana görevi olmalıdır. Unutmayınız ki; bir baba sokağa tükürüyorsa oğulda tükürecektir. Bir anne halısını balkondan silkeliyorsa kızı da aynısını yapacaktır. Kötü alışkanlıklar böyle yaygınlaşıyor.

Umutla beklediğimiz kar yağmıyor. Yağan kar hemen eriyor. Karda asit değeri çok yüksek. Yer altı suları çoooooook derinlere kaçtı. İçme suyunda kalite düştü. Sularımız devamlı dezenfekte ediliyor. Meyvelerin, sebzelerin tadı tuzu kaçtı. Damak tadımız bozulmadı. Damak tadımız kaçtı. Ekmekler doğal değil. Zira buğday doğal değil. Hibrit tohumlar, GDO’lu ürünler. Marketlerde çılgınca alışverişi yapılan yapay ürünler. Konserveler. Kültür balıkları. Doğal lezzetten uzak kırmızı et. Süngere dönmüş tavuk. Tadı olmayan yumurta ve daha niceleri. Üzerimize giydiğimiz sentetik kumaşlar. Ayaklarımızda petrol türevi pabuçlar. Kanser sizi bulmuyor. Siz kanseri çağırıyorsunuz! Dünya ilaç tüketiminde 7nci sıradayız… Niçin?

Doğa tahribatı sadece bizim ülkemizde değil. Gelişmiş ülkelerde de bu sorunlar var. Bu sorunlar doğal yaşamla birlikte insanı tehdit eder boyuta ulaşmış ise; herkes kendi kapısının önünü temiz tutmak mecburiyetinde. Sokağı temiz tutmanın tek yolu bu. Çevreciler doğanın çöpçüleri değildir. Bu erozyon uluslar arası birlikler kurulmasına neden olmuştur. Global kararlar alınmasına ülkelerin imza atarak bu korumada taraf olmalarının bir işaretidir. Tehlikeyi ülke yöneticileri de biliyor.

Bu bilinç ve anlayışla kısa adı IUCN ‘International Union for Conservation of Nature and Natural Resources’ (Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği) Bu kuruluşun Merkezi Gland, İsviçre'de 1992 yılında kuruldu. Dünya’da doğayı koruma platformları oluşturulurken aynı tarihte Seyfe gölünü kurutma amaçlı kanallarda açma işlemi tamamlanmıştı. Bu işlem o günlerde sadece Seyfe gölünde uygulanmadı. Türkiye genelinde 76 Sulak Alan bu geri dönüşü olmayan anlayışa kurban edildi.

IUCN dünya çapında Türkiye’nin de taraf olduğu 160 ülkeden 1200’ün üzerinde Hükümet kuruluşu ve sivil toplum örgütünü aynı çatı altında toplamayı başarmıştır. IUCN'in görevi, doğal hayatın bütünlüğünü ve çeşitliliğini korumak, doğal kaynakların adil ve ekolojik olarak sürdürülebilir olmasını sağlamak ve bu konu hakkında da toplumları bilinçlendirmek amacıyla faaliyet göstermektir. Kuruluş, çevre ve doğanın korunması ve sürdürülebilir çevre yönetiminin sağlanmasına yönelik uluslararası çabaları organize etmekte, “clearinghouse” (hazırlama birimi) olarak işlev görerek, doğanın korunmasına yönelik politikaların geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. (AS-ÇED bu kuruluşa üye olmak için gerekli girişimde bulunmuştur.) Bu birlik uluslar arası bir organizasyondur. Tek amacı doğal kaynakların korunması, yaşanabilir çevre bilincinin oluşturulmasıdır. Bu kuruluştan da anlıyoruz ki; bu erozyon salgın hastalık gibi yaşlı Dünyamızı sarmalamış.

Doğayı korumak insan sağlığı ve yaşamın garantisidir. Doğada bulunan parçaların ve bu parçaları tamamlayan bitki ve hayvan varlığına sahip çıkmak insan sağlığı için elzemdir. Aktarlardan aldığınız doğal ürünlere yönelik, bu ürünlerin yetiştiği alanlara, toplanmalarına yönelik ne kadar bilgiye sahibiz? Hangi koşullarda depolandığını. Gerçekten şifa kaynağımı. Yoksa ne kadar dert kaynağı? Bu konuda bilgimiz ne kadar? Oysa doğada koruyamadığımız, yok olmasına seyirci olduğumuz doğal ürünler bir serada yapay mı üretiliyor? Hiç düşündünüz mü?

Her ne kadar çevre bilinci var diyorsak ta aslında çevre için, doğa için harekete geçen bu uğurda çaba sarf edenler sanıldığı kadar çok değiller. Bu şehirde dahi bir elin parmaklarından azız. Belki de nasılsa

bu işlerle uğraşan birilerinin var olduğunu düşünüyoruz. Ya da olsa ne olur, olmasa ne olur anlayış ile adam sendecilik anlayışı içinde kalıyoruz.

Mevsimler kaydı. Çevre erozyonu hız kesmiyor. Yağış düzensizliği ayan beyan ortada. Suçlusu insan. Ancak bu tahribatı asla üzerine almıyor. Bir tarafta savaşlar. Diğer tarafta doğa katliamı. İnsanlık yavaş, yavaş kendi sonunu getiriyor.

Ne taraftan bakarsanız bakın. İstediğiniz kadar iyimser olun. Bu kirliliğin bir tarafta müdahiliyiz. Hiçbir olaydan ders çıkartmayan. Yaşanan bu olaylardan ders almayan toplumlar bu erozyonu yaşayacaktır. Çarpık kentleşme. Beton yığınına dönmüş kentler. Nefes almak için açılan pencereler, içgüdüsüler olarak acaba bize ne yaptırıyor? Katledilen doğa. Katliama varan avlanma. Yok, olan yaban türleri. Dünyamızda var olan renk cümbüşü yerini yapay renklere. Sentetik ürünlere bırakmışsa? Aktarlar hızla eczaneler kadar önemsenmeye başlanmışsa bir şeyler ters gidiyor demektir.

Karlar yağdı. Ama yağması gerek sürede. Yağması gereken miktar kadar. Yerde kalması gereken süreç. Ne kadar? Asit yağmurları yüklü bulutlar kimi zaman yağmur, kimi zaman kar olup tarlalara, sebze bahçelerine cadde ve sokaklarımıza yağdı. Bunu biliyor muydunuz? Bu yağmurlarla. Yer altına inmiş kirli suların yeryüzüne çekilerek bu sebze ve meyvelere neler kattığını. Etini tükettiğimiz. Sütünü içtiğimiz hayvanlara ulaştığını sanırım biliyorsunuz. Öyleyse biz ne ile besleniyor. Nasıl sağlıklı yaşıyor olabiliriz?

Gurur duyduğumuz doğal mirasımızı gözümüz gibi korumak ve çocuklarımıza bırakmak hepimizin sorumluluğu. Çocukları çok seven; ancak çocuklara yönelik parmağını kıpırdatmayan bir anlayış içindeyiz. Her işimizi Allah’a havale ediyoruz. Allah asla yarattığı canlıya kötülük yapmaz. İnsana ancak insan kötülük yapar. Yüce Allah yarattığı tüm canlılar içinde sadece insana ayrıcalıklı davranmış ve akıl vermiştir. İnsanın Allah’tan aldığı tek şey akıldır. Bu yılda yağmur duasına çıkarız. Nereye kadar? Ne zamana kadar?

Kırşehir’e kar yağdı!!!

MUSTAFA BAĞ
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.