Köylerimizdeki manzarayı umumiye


Ahmet Dulkadiroğlu

Ahmet Dulkadiroğlu

Okunma 17 Haziran 2013, 12:19

Tarih tekerrürden ibaret derler. Osmanlı Devleti, 17.Yüzyılda günümüzde  olduğu gibi, köylerin boşaldığını, hayvanlardan ve zirai mahsulden alınan vergilerin eridiğini fark edince köyleri şenlendirmek, tarım ve hayvancığı  teşvik etmek  için bir dizi kararlar alarak durumu kurtarmaya çalışmıştır.

1970’ li yıllardan sonra değişen, gelişen ve zorlaşan hayat şartları karşısında köylerden kaçış başlayınca kapılar birer - ikişer kapandı.
 Topraklarımız, ağaçlarımız ve mor sümbüllü bağlarımız bakımsızlıktan kurudu.

Öğrenci yokluğundan taşımalı okullar bile bir başka yere taşınmanın eşiğinde. Açıldığı yıllarda büyük olan köylerdeki ortaokullar çoktan kapandı. Hiç öğrencisi olmayan köyler, yaşlılar da terki diyar ettiklerinde  bilmem ki adları da mı silinir haritadan.!. Şimdilerde köylerde kalabilen erkekler asgari altmış yaşın üstündeler.

Herkes çok şey biliyor! Bu kadar bilenin çok olduğu yerlerde senin sesine kim kulak  verecek?
Geçim kaygısı ile boşalan köylerimize baktıkça içimiz yanmakta. Acaba diyorum: Bu köylere hizmet ve yatırımlar gelseydi, buralardan göçüp gidilir miydi? Gurbet ellerde eğilip bükülür  müydük ? 

Kırşehir, Oğuz Boylarının kök saldığı ender bölgelerden bir belde. Bugün baktığımızda ekmek ve aş için Erzurum’dan, Kars’tan, Artvin’den, Gümüşhane’den, Elbistan’dan, Yozgat’tan,  Çorum’dan, Karadeniz’den ve yurdumuzun başka yörelerinden gelenlerin harman olduğu bir renk cümbüşünün sergilendiği yer oldu.
Köylerden şehre gidebilenler gidiyor, gecekondu ve varoş mahallelerinin sakini oluyor. Gidemeyen yaşlılar ve ümitsizler köyleri ve kaderleriyle baş başa kalıyorlar. Sonları belli!.. Kalanların, köyden göçenlerin çok iyi şartlarda yaşadıklarını zannederek imrendikleri de olmuyor değil.
Günümüzde nüfusun ancak yüzde 23’ü köylerde yaşıyor. Bu orana bakınca hepimiz şehirli olduk, mahalleleri doldurduk.

Köylerdeki hür havaya hasretiz aslında. Orada  aslımız toprakla koyun koyuna başı dik dağlara bakıyor, kokusunu kaybetmeyen çiçekleri ve çimleri kokluyorsun. Kuş seslerine eşlik ediyorsun.  Ağıtını, destanını ve türküsünü hiç kimseden sakınmadan söylüyorsun. Gürültü kirliliği de yok.
Biz kendimizi nasıl  kurtaracağız? Herkes kendi derdinde. Yıllar önce Tevfik Fikret, “Sen zanneder misin ki hep benim elemlerim / Heyhat ! Ben nevaib-i eyyamı inlerim”Derken  Nerde o ? Kendi derdiyle değil,halkın dertleriyle dertlenenler ?

Ya da ömrünün son demlerini yaşayan Yunus Emre, “ Miskin Adem oğlanını / Benzetmişler ekinciye / Kimi biter,kimi yiter / Yere tohum saçmış gibi.” Diyerek durumu özetlemiş, biz de böyle giderken,başka bir ekin bitecek ,başka bir nesil gelecek dünyaya !.
Zamana insanın haykırası geliyor .Şairin belirttiği gibi ,” Kör olasın demiyorum sana / Kör olma da gör beni.” Gidenlerden belki konfora kavuşanlar veya kavuştuğunu sananlar görmüyor,göremiyor.Gözleri sadece kendi önlerini ve kendi durumlarını  görebiliyor.Köyündeki,kentindeki bıraktıkları mı ? Yazık ki unutulmuşa benziyor.

Sürü sürü koyunlarımız,sığırlarımız vardı .Binit atlarımız vardı.Sürüler gitti.Atların nesli kurudu.Ne meleyen var,ne böğüren,ne kişneyen..Mahdut sayıda kalan sığırların çobanları -bulunabilirse -Doğudan,Güneydoğudan ekmek için aş için kopup gelenler.
Köy düğünlerimizden cirit de,tura da,sinsin de  ve  daha başka seyirlik oyunları da çekildi.Düğün salonu denilen dar alanlarda –belki her türlü etkinlik- bittikten sonra bir seremoni  faslı icat edildi.

Geldiğimizde yerlerde çeşmelerden akan kaynak sular,pınarlar yok.Kaynak su mu,değil mi,ne zaman dolduruldu ?  Bilemediğimiz plastik kaplardan içiyoruz.Çeşmeden ve pınardan doldurulan testilerin soğuk sularını arama bulamazsın.

Yirmi yıl önce köyümde şöyle yüksek bir tepeye çıkıp, maziye gittiğimde ; “Saytepe’ye çıktım, baktım Manahöz’e / İçinde dolaşan yabancı bize / Yılkıda atları süren yok düze / Kırat ölmüş, kısrak sesi gelmiyor.” Diye duygularım şiire yansımıştı.

Eminim her  ayrılan bu  hasretle kavrulmaktadır. Ha unutanlar veya …kabuğunu beğenmeyenler mi ? Onlar kendilerine şehirde köy ekmeği ve köy yumurtası diye  takdim edilenleri yiye dursunlar.Un değirmenleri yok olalı yarım asır geçti,köy ekmeklerinin unu da un fabrikalarından gelmekte,köy tavukları da sırra kadem bastı.
Bilmezler ki ne kendilerinin varlık sebebi ana-baba,ne eş-dost, ne köy ,ne de üretim kaldı !.

Dünyadaki manzara gibi. Acının adresi oldu köylerimiz. Köylerimizdeki manzarayı umumiye bu işte. 34 bin 522 olan  köy sayısı, 2012 yılında yapılan  kanuni düzenleme ile 18 bin 201 ‘e düştü.Dolaysıyla köy sayısında  16 bin 321 azalma meydana geldi.559 beldenin nüfusu da 2 binin altına düştüğünden  köye dönüştü. Nüfusu 2 binin altına düşen ilçelerde var.Aslında o ilçelerin de köye dönüşmesi  kaynak israfını önleyecektir.Nüfus,genelde büyük şehirlerde toplanıyor.
Saz ve söz sanatçısı Ali Kızıltuğ güzel özetlemiş   şiirle. Uzun lafa gerek yok :

 “ Asrı gurbet haram etmiş köyümü / Bülbül gitmiş,baykuş konmuş gelele / Ben ağayım,ben paşayım diyenler / Kapıları kitlemişler gel hele.”
Neyle avunuyoruz ? Göç ettiğimiz yerlerde kurulabilen köy dernekleri, ilçe dernekleri ve il dernekleriyle  kültürümüzü  yaşattığımıza. Aslında acıklı   film gibi bir şey. İstesek de dönemeyiz eski günlerimize.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
rüştü selamoğlu - 8 yıl önce
ahmet abi nede güzel ifade etmişsin ağızana yüreğine sağlık bende kırıkkale de köyleri gezdim hepsi virane olmuş sanki ihtiyarların terk edildiği yerler olmuş