Ulusal bağımsızlık ve siyaset...


Mustafa BAĞ

Mustafa BAĞ

Okunma 22 Nisan 2014, 12:51

Ulusal bağımsızlık ve siyaset...
Yürü Özgür insan. Seni kim tutar?

Ülkelerin mutlak milli olan günleri vardır ve bu günler o toplumun varlığını gösterir. Türkiye Cumhuriyetinin varlığının tescili olan 23 Nisan 1920 günü kutlamaları iki yıldır program olmaktan çıkartıldı. Kısaca “Egemenlik” günü artık kutlanmıyor. Alıştık. Alıştırıldık. Çok değil 10 yıl sonra yetişen yeni nesil tarihsel yapısını bilmeyecek. Bir ulus ancak bu şekilde yozlaştırılır. Bedeli çok ağır olacak gidişin oluşturacağı alışkanlığın bir ulusu felakete sürükleyeceğini hiç kimse düşünemiyor. Bir ulusu yıkmak için onu milli değerlerinden koparmak ve yoksun bırakmak gerekir. Bugün Türk ulusuna bu yapılmaktadır. Sistemik olarak bir felaketin içine sürükleniyoruz.

Gerçeği görmek için baktığınızda bu ülkenin siyasetçisini atayan. Generalini görevlendiren bir Amerika var. Bu anlayış çerçevesinde siz istediğiniz kadar bağımsız bir ülkeyim deseniz zaten bir kıymeti harbiyesi de yok, çünkü siz bağımsız değilsiniz. Ülkenizde Dil bütünlüğü, eğitim birliği bozulmuş. Milli değerleriniz ayaklar altına alınmış. Alt kimlikler üst kimlikle eşitlenmiş. Sokakta elini kolunu sallayarak gezmeyi özgürlük zanneden. Sandığa gitmeyi demokrasi anlayan bir toplum yaratıldı. “bugün dilimizi, yarın sınırlarımızı tanıyacaksınız”… Osman Baydemir. Bu sözlerden bir anlam çıkartamayan. Gelişmelerin bu cümleyi ne kadar doğruladığını anlamak için kâhin olmaya gerek var mı? Bugün o dil tanınmıştır.
Yaşamını kadere bağlamış, kafasına kuş pislediğinde, soluğu milli piyango bayi önünde alan hurafe zincirinin halkalarını böyle pekiştiren kendisini dahi tanımayan bir topluluğun adı millet olur mu? Onların planlarında yurttaş kimliğinin, sınıf bilincinin gelişmesini önlemek vardır. Bu oyun bu ülke üzerinde oynanmıştır. Oynanmaya devam edilmektedir.
“Ben Dünya’ya insanları güçlü yapmak için gelmedim. Onların güçsüzlüklerini kullanmak için geldim.” Adolf Hitler. Bağımsızlığını ayaklar altına almış ülkelerde, ülkenin başına atanan kişiler “İnsan hakları, özgürlük, demokrasi, sivil toplum, hukuk devleti” kavramlarını ağızlarından düşürmeden yaparlar.  Kandırmanın ideolojik kavramında bu tür laflar vardır. İnsanlar kendilerini gerçekten bağımsız bir ülkede yaşadığını zanneder. Yönetenler demokrasiyi tramvay yolculuğuyla eşdeğer kılar. Binerler. Hedefe geldiklerinde inerler.
Emperyalizm, az gelişmiş ülkelerde en çok işbirlikçiyi, en çok devşirmeyi, en çok uyduyu etnikçilerden ve dincilerden bulur. Tarihsel ve evrensel bir tunç yasasıdır bu. Ortadoğu’da da böyledir, Anadolu’da da. Dün İngiltere böyle yapmıştır, bugün ABD böyle yapmaktadır. Geçmişte Kuzey Irak’ta Mola Mustafa Barzani’yi İngiltere kullandı. Bugün oğul Mesut Barzani’yi Amerika kullanıyor. Değişen hiçbir şey yok. Sadece kullananların isimleri farklı. Bağımsız olmak bu değildir. Tam bağımsızlık kavramı çok şeyi ifade eder. Ben bu ülkede “Bağımsızlık” kavramının sadece kelime olarak kaldığına inananlardanım.
Bu ülkenin Meclisinde yazan “Ulusal Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.” Tümceleri benim için çok şey ifade etmiyor. Bende bağımsızlık savaşı vermiş bir ulusun bugünkü geldiği nokta “o savaşı” vermediği anlayışı hâkim. Yaşadığımız bu ülkede İngiliz Muhbirler, Damat Ferit’ler ve Ali Kemal’ler Meslek örgütlerini, üniversiteleri, sendikaları, medyayı, siyasal partileri doldurmuştur. Bu sistem çökertme sistemidir. Olanlar olmuştur. Bu ülkede bunları tartışmak magazin sayfalarında yer alan “Küresel Fahişelerin” sevgililerini tartışmaya benzer.

Bir ülkenin siyasal kimliğini geçmişi belirler. Bu ülkede ümmetçi bir toplumdan birey olmayacağı kesinleşmiştir. İnsana kulluk etmenin erdem olduğu, Araplar hariç Dünya milletleri arasında görülmemiştir. İdeolojik kavramlar içinde birilerinin  “solculuk, devrimcilik” adına sahip çıktıkları etnikçilik, mezhepçilik, bölgecilik, aşiretçilik, hemşericilik gibi feodal bağlar, şeyhlik, şıhlık, dedelik, babalık gibi Ortaçağ kalıntısı aidiyet, mensubiyet ve kimlikler (Şeyh Saitler, Saidi Kürdiler, Seyit Rızalar, Derviş Vahdetiler yaratmıştır.) hep emperyalizmin maşası olmuşlardır. Tarih bunu böyle yazar. Menemen’de de Tunceli’de de… Şeyh Sait İsyanı’nda da, Kubilay ve arkadaşları katledilirken de, Dersim İsyanı’nda da… Emperyalizm, etnik, dinsel, mezhepsel bağları o gün öyleydi. Oyunlar yine Türkiye üzerinden tezgâhlanıyordu. Bugün Türkiye için bölgesinde güçlü ülke tanısıyla bu kirli sinsi savaşın maşası yapıldı. Bugün Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Tunus’ta, Mısır’da oynanan oyunun aslıyla aynısı.

Amerika ve Avrupa ülkeleri bunu yaparken bir taşla bir değil birkaç kuş vurup, bir kuzudan üç post çıkartma peşindeler. Onlar güçlü, bağımsız, etkili, onurlu bir Türkiye yerine kullanılabilirliliği olan ülke yaratma ideallerinde asla vazgeçmedikleri artık bir gerçektir. Onlar kendilerinin güdüm ve uydusunda olacak manda ülkeler yaratmanın peşindeler. 

Güneydoğu Anadolu bölgesinde emperyalizmin güdümünde bir Kürdistan, Doğu Anadolu’da emperyalizmin uydusu bir Ermenistan, Karadeniz bölgesinde emperyalizmin maşası bir Pontus Devleti kurulması ana idealleridir. Dün haçlı seferlerinde idealler buydu. Bugün biraz daha şekillenmiş ve kavramsal olarak süslenmiş bir işgal modelidir. Böylelikle Türkiye’nin küçülmesi, bölünmesi ve parçalanması ile kendilerine mecbur, mahkûm, muhtaç küçük devletçikler yaratmak. Bu coğrafyaya yerleşmenin yolu böyle açmak istemektedirler.

“Bilinç solcusu olmadıklarından, ulusal kimlik ve ulusal kültürle kavga ettiklerinden, yurt, ulus ve tarih bilincinden yoksun bulunduklarından, onlar majestelerinin muhalefetidir.” Atilla İlhan… Türkiye’de Kurulu bulunan sosyalist- komünist partilerin, Atatürk’le, Cumhuriyet’le, Türk bayrağıyla ne kadar mesafeli olduğu bilinir.  Ve bunlar o denli cahillerdir ki, bu tavırlarının sadece ideolojik bir yanlış olmadığını, aynı zamanda onları emekçilerden de, geniş kitlelerden de kopardığını göremezler. Nitekim bu cehalet ve körlük, oy oranlarına da, seçmen tabanlarına da yansır. Bu tablo açıkça belirgindir.
Kuzey Irak Telafer'de 6 ay abluka altında tutulan, 5000 katil Amerikan askeri 1500 puşt Kürt Peşmerge 1500 satılmış Şii Bedir Tugayı Havadan karadan Türkmenlere saldırırken; Türkmenler, “Nerdesiniz ey Türk gardaşım? Katiller bizi yok ediyorlar, onurumuz namusumuz ağzı salyalı kuduz itlerin elinde kaldı”... Diye feryat figan ederken; binlerce çocuk açlıktan ilaçsızlıktan mamasızlıktan ve binlercesi de bombalarla katledilirken. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı neden hiç tahrik olmadı? Vicdanı niçin kan ağlamadı? Takiyyeci imanı ne oldu da köpürmedi? O günlerde Amerikan askerlerinin ülkelerine salimen dönmeleri için dua etmeyi de asla ihmal etmiyordu! 

Felluce'de Telafer'de binlerce kadına körpecik kızlara tecavüz ve bu tecavüzlere dayanamayıp namuslarını temize çıkarmak için intihar eden, binlerce kınalı kuzuların cesetleri yürek dağlayan halleri Türkiye Cumhuriyeti Başbakanın vicdanını sızlamadı? Bu millet Bu iğrençlikleri unuttu. Suriye’ye yardım kampanyası başlattı. Hamas’a, El Kaide’ye avukatlık yapmak. Amerika’nın taşeronluğuna soyunmak Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına ne kadar yakışmaktadır?

Dünya’da Türklere zulmeden bir anlayış. Bu ülkede Türklerden oy alan, bir türlü Milliyetini bilmediğimiz bir başbakan. Bu anlayışta bir terslik var.
O zaman önünde yerel seçim yoktu. Bugün o seçimleri geçti. Yolun sonuna geldiğinde dibe vurmuş ekonomi yoktu. Fabrikaları kapanan sanayi yoktu. Onun için unutkan milletten oy alma kaygın da yoktu, Boynunda bulunan Yahudi Cesaret Madalyalı kahraman Recep Tayyip Erdoğan
bugün bağımsızlığı tehlike altında olan, bu tehlikeli gidişin mimarı olan bu kişi bu ülkede yerel seçimlerden zaferle çıktı.
Hayret ki! Ne hayret…
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.