Osmanlı Devleti, arkası kesilmeyen savaşlar ve isyanlar sebebiyle uzun yıllar tarım yapılamadığından 18.Yüzyılda ( 1691-1720 ) terk edilmiş mümbit topraklara ziraat yapacak Türkmenleri yerleştirme kararı alır.
Bugünkü Suriye’yi Yavuz Sultan Selim ,1516’da Memlüklü Devletinden Kansu Gavri’yi devirerek alır.1920 yılına kadar (404 yıl) Osmanlı Devletine bağlı kalan Suriye,bu tarihten sonra İngiliz ve Fransızların oyunuyla 1 Nisan 1946 yılında bağımsız Suriye Arap Cumhuriyeti kurulur.
Daha 60 yıl bir devlet geleneği bulunan Suriye Yönetimi, özellikle Hama ve Humus’ta kendi vatandaşlarını bilinmeyen sebeplerle katletmeye başladı.
Hama ve Humus, yoğun bir şekilde bir çok Türkmen boylarının iskân edildiği gibi ecdadımız Dulkadirli Türkmenlerinin dört boyundan biri olan Suriye Bayatları’nın da yurdudur.
Suriye Bayatları, Antep ve Halep arasında yaşarlarken Kanuni döneminde 20 oymak 1303 hane buralara iskân edildi.1691 yılında da Adana Sancağı’nın Ayas-Berendi ve Kınık kazalarına iskân edildiler.1720 yılında ise Âsi ırmağı kıyısında mümbit toprakları bulunan Hama ve Humus’a yerleştirildiler.(Ahmet Dulkadiroğlu-Kırşehir ve Yöresinin Kavmi Yapısı-Dünden Bugüne Dulkadiroğulları-s.121,138,139)
Şimdi bazıları kendi yurt değiştirmelerine tehcir diyor ama,Türkmenler devletin bekası için “ Gidin,o bölgeyi şenlendirin !.” dediği en ücra köşelere gitmiş, bazen de yurtlarından sürülmüş bu yüzden soy bağları koparılmıştır.
Avşar Türkmenlerinden Dadaloğlu (1785-1868,Mezarı,Al-yeşil gördüğü Kaman’dadır.), devletin verdiği ferman karşısında , ümidini ve mücadele gücünü kaybetmemiş,”Kalktı göç eyledi Avşar Elleri / Ağır ağır giden eller bizimdir./ Arap atlar yakın eder ırağı / Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.” Yolları hep yüce dağlardan aşmış, yurtlarını-yuvalarını terk etmişler, ama bu ülke için canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
Türk toprağı olarak kalan yerlere gönderilenler hariç; Balkanlarda ,Avrupa’da , Asya’da ve başka diyarlarda kalanların kimlikleri, ne yazık ki günümüzde unutulsa da veya unutturulsalar da ya dedeleri ya da nineleri Türk olarak bilinmektedir.
Baba Hafız Esad’ın Hama’da 20 bin kişiyi katledişinin 30.yılında oğul Başer Esad’ın babasını aratmayacak şekilde 3 Şubat 2012 Mevlüd Kandili günü hedef gösterilmeksizin (hastane ve camiler de dahil ) Humus’a düzenlenen ağır saldırıda 100 kadarı kadın ve çocuk 280 vatandaşını öldürülmüş, (Son üç günde ölen sivil sayısı 500’ü aştı)1300’ü aşkın yaralı , 350’ye yakın patlama olmuş,en ağır kayıplar El Hadliye semtinde 36 ev yerle bir olmuştur.
Hama ve Humus’a Osmanlı Döneminde iskân edilenler çoğumuzun Türkmen akrabalarıdır. Akraba olmasa da insandır, canlıdır. Bu canların öldürülmesine can taşıyan insan tahammül edemez.
BM’e göre Suriye’de Mart ayında başlayan ayaklanmalarda bugüne kadar 6 bin kişinin öldüğü ve en az 5 bin kişinin tutuklandığı belirtilmektedir.
Son 11 ay içerisinde Suriye’den kaçarak Türkiye’ye 20 bin kişinin sığındığı bilinmektedir.
Suriye’nin ise 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın yakalanışına kadar Türkiye’ye karşı PKK’ya kol kanat gerdiği ve bölücübaşını ağırladığı hafızalarımızdan silinmiş değildir.
Esad yönetiminin çekilmesi çağrısında bulunan Batı destekli Arap Birliği tasarısı 3 Şubat’ta BM.Güvenlik Konseyi’nde oylamaya sunuldu.13 ülkenin “Evet” oyuna rağmen,yine beklenen oldu ve daimi üyeler Rusya ( Suriye’ye en büyük silah sağlayan ülke ) ve Çin veto yetkilerini kullanıp tasarıyı engeldiler.Ne yazık ki oylama parmak sayısına göre değil,güce göre.
Anlaşılmaktadır ki ,zalimin zulmünü İlahi adalet çözecektir. 07.02.2012